"Ol mahiler derya içredirler, deryayı bilmezler," denir ve maalesef bu cümle bir kınama cümlesi olarak kullanılır. Oysa yaşayanın bilmeye ihtiyacı yoktur. Bilmeye ihtiyacı olmayanın sorulara, sorulara ihtiyacı olmayanın da cevaplara ihtiyacı yoktur. Lakin her iki halde de yaşama ve yaşamaya ihtiyaç vardır.
Maksud-ı asli yaşamaktır. Yaşamak için bilmeye, bilmek için sormaya, için cevaplamaya ihtiyaç vardır.
Ey talip, sordun diye söylüyorum, kişi yaşamak için acı çeker, bir kez yaşamayagörsün, görürse asla acı çekmez!
Ölülerin yüzlerine bir bak, hiç yaşadıkları için ve yaşadıklarından ötürü acı çekiyorlar mı?
"Fakir (muhtaç) olmak", insanın özüne ait bir keyfiyet olarak anlaşılmıyor; gelip geçici bir hal, maddî, iktisadî yoksunluk olarak farz olunuyor; uzak durulması, aşılması, kaçınılması gereken bir hal... İnsana değil insanlara, bireye değil topluma, cevhere değil arazlara mahsus bir hal...
"Bize yiyecek getirenlere özgür insanlar derdik. Ne şaka ama... Yöneten sınıflar olarak bizler bütün toprakların, bü- tün makinelerin, her şeyin sahibiydik. Yiyecek getirenlerse bizim kölelerimizdi. Ellerindeki bütün yiyecekleri kendimizę alır, aç kalmayıp çalışarak bize yiyecek getirmeye devam etsinler diye onlara da azıcık bir şeyler verirdik..."