Cengiz Aytmatov’un “Dişi Kurdun Rüyaları” romanı, Akbar ve Taşçaynar adlı iki kurdun yavrularını korumak için verdiği mücadeleyle başlıyor. Doğanın içinde geçen bu bölümde anne ve baba kurdun fedakârlığı, içgüdüleri ve çaresizlikleri göz önüne serilmiş. Özellikle hayvanların da tıpkı insanlar gibi duygular taşıdığı, acı çektiği ve sevdiklerini korumaya çalıştığı çok güçlü bir şekilde veriliyor.
Kitapta aynı zamanda Papaz Abdias’ın hikâyesi üzerinden Hristiyanlıkla ilgili yoğun anlatılar yer alıyor. Bir Müslüman olarak bu bölümleri okurken rahatsızlık hissettiğimi belirtmeliyim. Çünkü bu kısımlarda Hristiyanlık inancı ve yine o inanca göre Hz. İsa’nın çarmıha gerilme süreci aktarılmış. Müslüman olarak Hazret-i İsa'nın çarmıha gerilmeyip Allahü teâlâ tarafından göğe kaldırıldığını, çarmıha gerilenin ise başka birisi olduğuna inanıyoruz. Kendi inanç sistemime ters düşen bölümler beni hikâyeden duygusal olarak biraz uzaklaştırdı. Tabi yazarın amacı burada sadece bir dini anlatmak değil, insanın inanç uğruna yaşadığı çelişkileri ve toplumun yozlaşmasına karşı sergilediği tepkiyi göstermek gibi görünüyor.
Romanın ilerleyen bölümlerinde Bazarbay ve Boston üzerinden insanın doğaya verdiği zarar, çıkar çatışmaları, kıskançlık ve iftiralar gibi insani zaaflar gözler önüne seriliyor. Bu olaylar zincirinin sonunda gerçekleşenler de bana “insan eliyle gelen felaketlerin” ağırlığını bir kez daha hatırlattı.
Genel olarak roman, sadece bir hikâye anlatmakla kalmıyor, vicdan, inanç, ahlak ve doğa gibi derin temaları sorgulatıyor. Her ne kadar bazı kısımlar beni inancıma ters düştüğü için rahatsız etse de, genel olarak son bölümleri heyecanla okuduğumu belirtmeliyim.