Herkez herşeyi yada birşeyi farkedermi

Herkez herşeyi yada birşeyi farkedermi
@omersefe
Ağır ağrının eşit olduğu tek şey ağrısızlıktır. Beden, insanın mabedidir. felsefe.gen.tr
6/10
·192 syf.··
2026 779. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 12:21
Kitap bir teori gösterisi yapmaktan özellikle kaçınıyor. Bana yüksekten konuşan bir siyasal ekonomi metni değil de sosyalizmi ilk kez duyan birine sabırla temel kavramları anlatmaya çalışan bir rehber sunuyor gibi geldi. Zaten kitabın uluslararası ölçekte hem övülmesinin hem de küçümsenmesinin temel nedeni tam olarak burada yatıyor. Özellikle Anglo-Amerikan Marksist çevrelerde kitap uzun yıllar boyunca “başlangıç metni” olarak görülmüş. Monthly Review geleneğine yakın yorumcular, Huberman ve Sweezy’nin karmaşık Marksist kavramları gündelik örneklerle açıklayabilmesini büyük bir avantaj sayıyor. Ben de okurken bunu hissettim. Kapitalizm, sınıf, artık değer, kriz, işsizlik ya da devlet gibi başlıklar akademik bir kapalılıkla değil; fabrikadan, pazardan, maaştan ve gündelik hayattan örneklerle ilerliyor. Bu yüzden kitap bana bazen bir ekonomi-politik dersinden çok, sohbet havasında yapılan uzun bir tartışmayı anımsattı. Ama tam burada eleştiriler başlıyor. Özellikle liberal iktisatçılar ve anti-komünist yorumcular kitabın aşırı indirgemeci olduğunu söylüyorlar ki ben de buna katılıyorum. Huberman ve Sweezy kapitalizmin bütün çelişkilerini yalnızca sömürü ekseninde okuyarak modern ekonominin karmaşık yapısını basitleştiriyor. Kitap gerçekten de karşıt görüşleri uzun uzun tartışmıyor. Serbest piyasa savunularına ya da sosyalist deneyimlerin başarısızlıklarına geniş bir alan açmıyor. Daha çok kendi tezini kuruyor ve onu anlatıyor. Özellikle Sovyetler Birliği konusunda dikkat çekici bir iyimserlik hissediliyor. Bugün geriye dönüp baktığımda, kitabın yazıldığı dönemin tarihsel atmosferini hissetmemek mümkün değil. İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyada sosyalizm hâlâ büyük bir tarihsel alternatif gibi görünüyordu. Bu yüzden metinde, planlı ekonominin sorunlarını
Sosyalizmin AlfabesiLeo Huberman · Yordam Kitap · 20203,572 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Of!
3/10
·90 syf.··
2026 778. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2026 10:36
Mıy mıy mıy Gezi Parkı Ayaklanması güzellemelerinden bir başkası daha. Sıktı bu güruhun vandal romantizmi... Edebî bir anlatıdan çok, siyasal bir bildiri... Siyaseti yalnızca arka plan olarak kullanmıyor; karakterleri, olayları ve duyguları büyük ölçüde politik bir tavrın hizmetine sokuyor. Karakterlerin çoğu zaman kendi iç çelişkileriyle yaşayan sahici insanlar olmaktan çıktığını, belirli fikirlerin temsilcilerine dönüştüğü bir yazı. Diyaloglar da yer yer doğal bir roman konuşmasından çok, yazarın politik öfkesini aktaran cümleler gibi duruyor. Bu yüzden anlatıya kapılmak yerine, sürekli belli bir yere yönlendiriliyor okur. Beni en çok rahatsız eden noktalardan biri, romanın dünyayı fazla keskin ahlaki ayrımlarla kurması oldu. “Doğru tarafta olanlar” ve “yanlış tarafta olanlar” arasındaki bu sert karşıtlık, edebiyatın gri alanlarını daraltıyor. Oysa iyi bir romanın bana hazır hükümler vermekten çok, insanın karmaşıklığını göstermesini beklerim. Ayrıca kitapta belirli bir şehirli ve entelektüel çevrenin duyarlılıkları, sanki Türkiye’nin tamamını temsil ediyormuş gibi sunuluyor. Bu da metne yer yer seçkinci bir ton veriyor. Farklı toplumsal kesimler yeterince derinleşmediği için romanın “biz” duygusu bana kapsayıcı değil, dar bir çevrenin kendi içinde konuşması hâline geliyor. Evet tamam bir tek siz okuyor, siz yazıyorsunuz evet!!! Kitap, insanı anlatmaktan çok, okuru belli bir politik duyguya ikna etmeye çalışıyor. Bıktık...
Biz Burada İyiyizBarbaros Altuğ · Can Yayınları · 2014197 okunma
6/10
·104 syf.··
2026 775. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2026 23:39
*Atık** kötü değil ama tam anlamıyla çarpıcı da değil. Hani bazı kitaplar vardır, okurken altını çizdiğin cümlelerden çok düşünme biçimini dönüştürür; bu kitap benim için o seviyeye ulaşamadı. Yine de tamamen başarısız olduğunu söylemek haksızlık olur. Özellikle modern dünyanın görünmez artıklarını — yalnızca fiziksel çöpleri değil, tüketim kültürünün zihinsel ve etik kalıntılarını — tartışma biçiminde dikkate değer bir taraf var. Ama dürüst olayım, kitap zaman zaman kendi fikrinin etrafında dönüp duruyor hissi veriyor. İlk bölümlerde ortaya attığı temel mesele oldukça güçlü aslında. İnsanlığın “atık” ile ilişkisinin yalnızca çevresel değil, ontolojik ve kültürel bir mesele olduğunu söylemesi ilgi çekici. Fakat ilerledikçe bu düşünceyi sürekli farklı örneklerle yeniden dolaştırıyor. Bir noktadan sonra yeni bir kavrayış kazandırmaktan çok aynı düşünceyi daha akademik bir dille tekrar ettiğini hissettim. Belki de bu yüzden kitabı okurken aklıma sık sık serinin diğer kitapları olan CamCam ve Silence SessizlikSessizlik geldi. Çünkü o iki kitapta, ele aldıkları metaforun düşünsel derinliği daha yoğun hissediliyordu. Garrison, “cam” üzerinden kırılganlık, şeffaflık ve modern yaşamın steril yüzeyi hakkında çok daha katmanlı bir düşünce kuruyordu. Biguenet ise sessizliği yalnızca bir yokluk değil, toplumsal ve psikolojik bir deneyim olarak ele alırken daha edebi ve sarsıcı bir anlatı dili yakalıyordu. Atık ise bu iki kitaba kıyasla bana daha dağınık geldi. Fikri güçlü ama edebi yoğunluğu daha zayıf. Özellikle bazı bölümlerde akademik referansların anlatının önüne geçtiğini düşündüm. Sanki yazar bazen düşünceyi derinleştirmek yerine onu teorik isimlerle destekleyerek ağırlık kazandırmaya çalışıyor. Bu durum kitabı tamamen başarısız yapmıyor elbette; ancak okuma deneyimini daha
AtıkBrian Thill · İthaki Yayınları · 20215 okunma
4/10
·87 syf.··
2026 774. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 13:56
Kitap benim için oldukça hayal kırıklığı yaratan bir okuma öyküsü sundu bana. Stoacılık gibi derin ve hayatın içine dokunan bir felsefeyi anlatmasına rağmen kitap bunu ilham verici ya da düşündürücü bir şekilde değil, daha çok akademik bir özet gibi sunuyor. Eser, modern okuyucuya hitap etmekten ziyade kuru bir ders notu havasında ilerliyor ve bu da metni yer yer sıkıcı hale getiriyor. Kitabın en büyük eksiklerinden biri, Stoacı düşünceyi pratik yaşamla ilişkilendirmekte başarısız olması. Okuyucu olarak Stoacılığı günlük hayata nasıl uygulayacağını görmek isterken daha çok tarihsel ve teorik bilgi vermekle yetinen bir kitap buldum. Bu nedenle anlatılan fikirler ilginç olsa bile etkileyici veya dönüştürücü bir deneyim sunmuyor; yalnızca yüzeysel bir giriş niteliğinde kalıyor. Genel olarak kitap, Stoacılığa yeni başlayanlar için fazla mesafeli ve ruhsuz olacaktır; zira konuya hâkim olanlar için fazla yüzeysel hissettiriyor. Kısa olmasına rağmen akıcı değil ve anlattığı düşüncelerin gücünü okuyucuya hissettirmeyi başaramıyor. Stoacılığı gerçekten anlamak ve sevmek isteyen biri için bundan çok daha güçlü, çağdaş ve etkili kaynaklar tercih edilebilir. Birini buraya bağlantı olarak bırakıyorum :) felsefe.gen.tr/stoacilik-nedir...
StoacılıkSt.George Stock · Fol Kitap · 2021196 okunma
8/10
·258 syf.··
2026 772. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 27 Nisan 2026 01:05
Dorian Gray’in Portresi, yalnızca “genç ve güzel kalmak isteyen bir adamın” hikâyesi değildir; insanın kendi yüzüne, arzularına, vicdanına ve çürüyüşüne bakmaya cesaret edip edemeyeceğini soran büyük bir romandır. Wilde, güzelliği bir süs olmaktan çıkarır; onu bir sınava, hatta bir yıkıma dönüştürür. Bu yüzden romanı okurken yalnızca Dorian’ın hayatını değil, kendi içimizdeki gizli pazarlıkları da izleriz. Albert Camus’nün “Dekorların yıkıldığı olur” sözü, bu romanın kalbine dokunan bir cümledir. Çünkü kitap tam da dekorların, yani insanın kendine ve başkalarına kurduğu sahnelerin yıkılışını anlatır. Dorian’ın yüzü bir dekor gibidir: Genç, parlak, kusursuz ve büyüleyici. Toplum bu yüzü görür, ona inanır, onu sever. Fakat romanın asıl gerçeği yüzde değil, portrededir. Dorian’ın görünüşü ayakta kaldıkça, hakikat tuvale çekilir. Böylece Wilde, modern insanın en büyük trajedilerinden birini sezgisel bir güçle gösterir: İnsan bazen görünür benliğini korumak için gerçek benliğini feda eder. Bu romanı büyük yapan şey, ahlaki çöküşü kuru bir söylem üzerine anlatmamasıdır. Kitap baştan sona estetik bir ihtişam taşır. Cümleler zarif, diyaloglar keskin, atmosfer büyüleyicidir. Fakat bu güzelliğin içinde sürekli bir bozulma sesi duyulur. Tıpkı pahalı kumaşların altında saklanan bir yara gibi, romanın estetiği de çürümenin üstünü örtmez; onu daha görünür kılar. Wilde, güzelliğin hakikatten koparıldığında nasıl korkunç bir maskeye dönüşebileceğini olağanüstü bir incelikle işler. Sonunda dekor yıkılır. Yüzün, ünün, zarafetin, hazzın ve toplumsal kabulün kurduğu sahne çöker. Geriye insanın kendisi kalır: Kaçamayacağı, erteleyemeyeceği, devredemeyeceği hakikatiyle. Dorian Gray’in Portresi, işte bu yüzden yalnızca okunacak değil, insanın içine işleyecek bir kitaptır.
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · İş Bankası Yayınları · 202198,9bin okunma