ömer

"insan ömrü, zamanın fırınında alev alan bir kağıt kadar çabuk yanıyor. Belki hayat... gülünç bir oyundur. Tam bir ümitsizlik içinde bir yığın 'karar kılıklı tereddüt' ve küçük, beyhude savunmalardır, hatta hülyadır ..."
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Dikensiz bir kaktüsün bitkisel yalnızlığı içindeydim, o ise elmalı kurabiye gibi bir hatun ,makiniste treni durdurtacak kadar güzeldi"
"Galiba bu kıza vurulmuştum. Galibası fazla. Bildiğim bir şey varsa o da erkeklere yıldırım çarpma oranının, kadınlara göre altı kat daha fazla olduğudur.Kolumdaki saati çıkarıp cebime koydum. Gömleğimden birkaç düğme çözdüm. Kollarımı geriye doğru açtım, gövdemi eğdim, bacaklarımı çarpıttım. Aksıyor, sendeliyor, yalpalıyordum... Omzuna dokundum. Durdu. Çöle düşen ilk yağmur damlasını duymanın heyecanı içindeyim.Dönüyor. Baharı fetheden ordunun sancağı gibi dalgalanan elbisesi karşısında hazırola geçiyorum. Gözleri, zamanın başlangıç gecesi kadar derin. Artık kainatın hiçbir yerinde emniyette değilim. Kirpikleri kıpırdıyor. Yine de bozuntuya vermiyorum. Kasılmış sağ elimin işaret parmağıyla sol bileğimin üstüne vurup yüzümü gözümü eğip bükerek saati sorarken başımı rastgele sallıyordum: "Heebe, hiyye sea uhevua?" Sertçe koparılan bir gelincik gibi irkilmişti. Sorumu tekrarladım: "Heebe, hiyye sea uhevua?" Gözleri korkuyla irileşmişti, derin bir nefes aldı: "Saati mi soruyorsunuz?" Evet anlamında "Ehuvva, huvaa" dedim ve sorumu bir daha tekrarladım: "Heebe, hiyye sea uhevua?" Bildiğim bir şey varsa, kaderimin en keskin virajına girdiğim sırada "Saat 3'ü 20 geçiyor"du. Toparlandım: "Teşekkür ederim" deyip sırıttım. Şebnem Şibumi ani bir kararla sağ yanağıma bir tokat patlattı. Kibarlığı ve pişkinliği harmanladım: "Sol tarafa vuracağınızı düşünmüştüm" dememle sol yanağıma da şamarın inmesi bir oldu.Zirveye yeni yağmış kar kadar güzeldi ve bana karşı çığ gibi büyüyen bir öfkeden başka bir şey hissetmiyordu. Bildiğim bir şey varsa bir çığın ortalama hızı saatte 380 kilometrenin üzerindedir. Beni boğarcasına kefenledikten sonra dolmuş durağına doğru yürümeye koyuldu." Murat Menteş - Korkma Ben Varım
Varıp kalbini dinlemeyi istedim. Kabe damına uçtum. Duyduğu sözlere kulak kabartmış, belagatine, güzelliğine, derli toplu fikirlerine ve akıcılığına şaşırıyor, mırıldanıyordu: "Bu, vallahi Kureyşlilerin dediği gibi bir şair galiba!" Birkaç saniye geçmeden Ömer' i ürpermiş göreceğimi bilemezdim. Çünkü gülüm ün o sırada okuduğu ayette Allah "Gördüğünüz, görmediğiniz şeylere and ederim ki hiç kuşkusuz o ( ... ) bir şair sözü değildir. Siz ne az inanırsınız?"39 buyuruyordu. Ömer duyduklarını duymamış olmak istedi. Tüyleri diken diken olmuştu. Kendince olup biteni yorumladı: "Yok yok, bu Muhammed mutlaka bir kahin. Çünkü kalbirnden geçenleri biliyor!" O sırada gülüm ayeti okumaya devam ediyordu, "O bir kahin sözü de değildir. Siz ne kıt düşünürsünüz? O (Kur'an) alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir."40 Ömer'in dizleri titredi. Duyduklarını nasıl yorumlamalıydı. Yerine çakılıp kalmış, kıpırdayamıyordu. Derken gülümün namazı bitti ve oradan uzaklaştı.
Mekke, üç ay boyunca kervanın Dımaşk'tan dönüşünü merakla bekledi. Hatice ise yalnızca kervanı değil, kapısından ayrılan sevinçli çehrenin sahibini de merak ediyordu. Aradan geçen uzun gecelerde kervan onun için sanki bir şiirin adı olmuştu da manalar kavis kavis, vezinler ve kafiyeler adım adım birbirini takip etmedeydi. Çölün güzelleri olan develerin ayaklarına, rüzgarın kızları olan atların yelelerine tutunmuş bir hayaldi sanki. İçinde yumak yumak olan bir hayal...