!spoiler!
İçimizdeki Şeytan kararsızlıklarının esiri olmuş karakterimiz Ömer'in hayatındaki tek net kararını vermesiyle birlikte başından geçenleri anlatıyor okuyucuya... Kitap gerek karakter tasarımları ile gerekse karakter gelişimleri ile bize tahmin ettiğimizden çok daha fazla şey anlatmayı amaçlıyor bana göre.
Başlıca karakterlerimiz dört tane Ömer, Macide, Bedir ve Nihat. Nihat, neredeyse güce tapınan son derece hırslı ve kazanmak uğrunda her şeyin mübah olduğuna inanan bir karakter. Bedri ve Macide'yi de kısa kısa özetleyip incelememe devam edeceğim. Öncelikle Bedri kültürlü eğitimli bir müzik öğretmeni,Macide'nin de zamanında piyano öğretmenliğini yapan Bedri, Macide'ye deliler gibi aşık. Yazar kitap boyunca bize Bedri'yi herhangi bir şekilde açıklama ihtiyacı hissetmeden ince ince anlatıyor. Onun nasıl birisi olduğunu yaptığı hareketlerden rahatlıkla anlayabiliyoruz.Nihat bu kitabın kötü karakteri ise Bedri de her şeyiyle bu kitabın iyi karakteri. Ömer ise en başta da dediğim gibi tamamen arada kalmış bir karakter tabii Ömer'e sonra bir kere daha döneceğim. Gelelim Macide'ye köylü bir kız Macide konservatuarda okuyor ve İstanbul'da bir akrabasının yanında kalıyor. Ömer ile yakınlaşmaları da bu akrabasının yanından ayrılması ile başlıyor zaten. Aslında kitabın hikayesinden çok da detaya girmek istemiyorum çünkü anlatmak istediğim şey biraz daha kitabın felsefesi ile alakalı fakat bunları anlatmasaydım anlatmak istediklerimi de kolay kolay anlatamazdım... Gelelim Ömer'e... Ömer en başta da dediğim gibi son derece kararsız bir karakter, aslında naif birisi olmasına rağmen kitabın ilerleyen sayfalarında nasıl değiştiğini görüyoruz. Ömer bana göre son derece korkak bir karakter çünkü kendi benliğinden çok korkmasının yanısıra kendisinin de söylediği gibi insanları
Öncelikle kitabın son derece akıcı ve kısa olduğunu belirterek başlamak istiyorum incelememe. Gerçekten bir günde çok rahat bir şekilde bitirebilirsiniz. Victor Hugo insanlık tarihinin en kara lekelerinden biri olan "Guillotine"e olan nefretini ve ölüm cezasına karşı fikirlerini belirtiyor bu kitapta. Kitabın önsözünü kesinlikle atlamamanızı öneririm kitabın önsözüne de sıradan bir önsöz muamelesi yapmak yanlış olur. Son derece akıcı bir önsöze sahip neyse lafı çok uzatmadan kitabın beni en çok etkileyen detaylarına değinmek istiyorum. Öncelikle kitap çoğunlukla karakterimiz Charles'ın idam cezasına çarptırıldıktan sonra kendi içerisinde hissettiği duyguları konu alıyor. Bana göre kitabın en özel kısmı karakterimiz Charles'ın neden idam edildiğini bize yazarın anlatmaması. Charles arada bir bunu hak ettim gibisinden cümleler kursa da kitap boyunca bir kere dahi ben suçsuz yere idam ediliyorum demiyor(veya diyemiyor) ve yazar da detaya inmemeyi tercih ediyor. Yazarın bu anlatımı tercih etmesi idam cezasının sadece masumlar için değil tüm insanlık için ne kadar yanlış bir sistem olduğunu daha rahat vurgulamasına büyük katkı sağlıyor ve anlatmak istediği şeyi okurun gözleri önüne açıkça seriyor. Değinmek istediğim bir başka kısım ise karakterimiz Charles'ın ne kadar istese de(ve aslında onu hayattan koparabilecek şeyler yaşamasına rağmen) hayattan kopamaması ve son şansında bile af dilemesi hayatın ne kadar değerli olduğunu gözler önüne seriyor. Lafı çok da fazla uzatmak istemiyorum bana göre okunması gereken bir kitap ve gerçekten okursanız bir şey kaybetmez ve duygu dolu anlar kazanırsınız esenlikler dilerim...