Spoiler içerir.
Puan vermedi·62 syf.··
2025 21. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Aralık 2025 01:02
Gerçek adı Ali Tataroğlu olan yazar 1962 yılında İstanbul'da doğmuştur. Mimarlık okuduktan sonra Sorbonne Üniversitesinde plastik sanatlar okumuş,1993 yılında İstanbul'a geri dönmüştür. 1980'li yılların sonuna doğru öykü yazmaya başlamış ve 1991 yılında Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı kitabıyla Haldun Taner Öykü Ödülü alan yazar eserini Nurten Ay adıyla yazmıştır. Bu gerçek 2007 yılında ortaya çıkmıştır. Bunun yazınsal bir oyun olduğunu söyleyen yazar, "Nurten Ay birkaç kez oyunu bırakmak istedi, onu ikna ettim." demiştir. Yazar 2011'de 48 yaşında ölmüştür. Cafe Esperanza yakın bir arkadaşımın hediyesiydi ve kitaplığımda duruyordu. Birkaç kez okumak istesem de zamanı gelmemiş olacak ki okuyamadım. Bu kadar etkileyici bir kitap ile karşılaşacağımı hiç tahmin etmemiştim. Cafe Esperanza 2009'da Fransa'da düzenlenen Türk Yılı için davet edildiği Strasbourg'da yazdığı anlatı türündeki eseridir yazarın. Yazar eseri Fransızca yazmıştır daha sonra Türkçeye çevrilmiştir. Eserde üç kişi vardır. Xeno, Rapazinho ve Altuğ. Üçü aynı zamanda öğrenci olarak Fransa'da bulunmaktadır. Cafe Esperanza da onların buluşma yerlerinden biridir ya da yazarın ifadesiyle "Tüm evreni içine sığdıran, havasız, tozlu bir bekleme odası Cafe Esperanza." Umut ettikleri, bekledikleri yer burası. Ali Teoman'ın bu eseri hastalık sürecinde yazdığını düşünürsek umut kavramı daha anlamlı bir hale geliyor. Xeno, felsefe doktorasını yapmak için Fransa'ya Strazburg Üniversitesine gelmiştir, "yapıtım" dediği bir tez yazma sürecindedir. Rapazinho Güzel Sanatlar Fakültesinde okumaktadır. İkinci sınıftan sonrasını geçememektedir. Sokaklarda resim yapar. Altuğ ise anlatıcı kişidir. Mühendislik okumak için gelmesine rağmen okula gitmez ve kafelerde zaman geçirir. Bu kafelerden birinde Xeno ile tanışır. Onun
Café EsperanzaAli Teoman · Yapı Kredi Yayınları · 2020140 okunma
Puan vermedi·491 syf.··
2025 59. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 07 Ekim 2025 00:00
Ali Kum, yaşadığı hayatın tekdüzeliğinden, her günün birbirinin tekrarı olmasından fazlasıyla sıkılmıştır. Giderek derinleşen bu sıkışmışlık hissi onu sorgulamaya, “Gerçekten yaşadığım hayat bu mu?” demeye iter. Ve tam da o anlarda gökyüzünden inen bir ağ, Ali’nin bütün bedenini sarar… Gözünü açtığında ise bambaşka bir yerde, bambaşka bir zamanda bulur kendini. Artık tarih 1869’dur ve o, varlıklı bir ailenin oğludur. Ne olduğunu anlamaya çalışırken bir anda başına saplanan keskin bir ağrıyla, bu kişinin anılarını görmeye başlar. Fakat bu sadece bir defalık bir deneyim değildir. Her gece yeniden başlar bu döngü… Gökyüzünden bir ağ iner, Ali’nin bedenini sarar ve o, kendini farklı evrenlerde farklı hayatların içinde bulur. Bazen bir asker, bazen bir suçlu, bazen bir keşiş, bazen bir zengin… hatta bir gün 3100 yılına kadar uzanır yolculuğu. Bu durum artık onun için kaçınılmaz bir gerçeğe dönüşür. On iki farklı hayatın içinde var olur, on iki farklı kaderi yaşar. Ama tüm bu yaşananların farkındadır Ali. Her bir yaşam, ona başka bir yönünü gösterir. Ve tüm bunların sonunda, asıl soruya gelir sıra: Bunca farklı yaşamdan sonra, Ali gerçekten aradığı hayatı bulabilmiş midir? Kitabı okurken kendinizi Ali’nin içsel yolculuğuna eşlik ederken buluyorsunuz. Kendini tanıma, varoluşu sorgulama ve farklı bakış açılarıyla yüzleşme üzerine derin bir hikâye bu. Kurgusu distopya havasında ilerliyor; zamanlar ve hayatlar arasında yapılan geçişler oldukça özgün. Betimlemeler zaman zaman uzun olsa da, kitabın yarattığı düşünsel atmosfer buna değiyor. Yazarın kalemi bu kitapta da oldukça güçlü; hayal gücü ve kurgusal çeşitliliğiyle farkını net bir şekilde hissettiriyor. Sonu ise beklenmedik bir şekilde, hem duygusal hem de düşündürücü bir finalle bitiyor — ve sizi bir süre orada, o sorunun
Kozadaki DünyaHamza Karabektaş · Kırmızı Ada Yayınları · 20248 okunma
Reklam
7/10
·464 syf.··
Beğendi
·
2025 11. kitabı
“mors irrumat omnia” öncelikle yazarımızı tebrik etmek istiyorum çünkü kitapta kurduğu harita gerçek yerlere göre oluşturulmuş, dark academia atmosferini çok güzel tamamlıyor. benim için bu kitabın eksik yanı değinmek istediği bazı konuları tamamen anlatmamış olmasıydı (sa gibi) bunun dışında karakterlerin hepsi kendini sevdiriyor özellikle Darlingtonı pammie ve alexle birlikte ben de özledim İlahi Komedya referansları da chiefs kiss olmuş
Dokuzuncu CemiyetLeigh Bardugo · İthaki Yayınları · 2021630 okunma
"Omnia"
9/10
·392 syf.·
2024 74. kitabı
"Small Gods by Terry Pratchett. It changed my outlook on life and religion....love it." -Plot background Omnia is a theocracy based on the Seven Books of the Prophets of Om, collectively known as the Septateuch. The Discworld is flat and is orbited by its sun, but Omnian doctrine says that the world is round and orbits the sun. Omnians believe in a single god, Om, though the Discworld has many gods, including the billions of Small Gods who exist as points of desire searching for believers. Om was once a Small God, but managed to speak to a shepherd, gained believers (despite the shepherd being stoned to death) and took over from Ur-Gilash as the God of what became Omnia. In Omnian tradition there is a new Prophet every two hundred years. While Brutha, Vorbis, and Om are in the desert, the Tyrant of Ephebe manages to regain control of the city and contacts other nations who have been troubled by Omnia's imperialistic ambitions. Sergeant Simony, whose native Istanzia had been conquered by Omnia in his youth, brings Didactylos and Urn to Omnia to lead the Turtle Movement in a rebellion against the Church.
Alıntı
Küçük TanrılarTerry Pratchett · Deli Dolu · 2018100 okunma
Puan vermedi·225 syf.·
2025 6. kitabı
Latincede Amor Vincit Omnia, Aşk Her Şeyi Fetheder… Canımız Caravaggio muhteşem tablolarından birinin adı ayrıca… Yüreğim dağlandı, mavi kelebeklerle anıyorum sizi… Nörolojinin babası ve Freud’un hocası ( o dönemde asistanı) J.M. Charcot’un gözde hastası Blanche Wittmann ile kimya ve fizik dalında iki nobel almış, radyum ve polonyum elementlerini bulmuş, bilim insanı Marie Curie ve Prof. Paul arkadaşlıklarını, yaşadıkları aşkları, aşk hakkındaki sorgulamalarını, kadının toplumdaki yerini anlatan bilimsel, kurgusal ve lirik bir kitap… Orjinal ismi ‘Boken om Blanche och Marie’ olan kitabın adını Ölümün Mavi Işığı daha uygun görürken; Tanrı’nın Kelebeği Mavi Kelebeklerin Ölümü ’de olabilirdi…
Düşünce
Ölümün Mavi IşığıPer Olov Enquist · Everest Yayınları · 201957 okunma
10/10
·155 syf.··
Beğendi
·
2024 15. kitabı
“Gerçekten ihtiyaç duyulan şey, yaşama yönelik tutumumuzdaki temel bir değişimdi. Yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten önemli olmadığını, asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası, umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu. Yaşamın anlamı hakkında sorular sormayı bırakmamız, bunun yerine kendimizi yaşam tarafından her gün, her saat sorgulanan birileri olarak düşünmemiz gerekirdi. Yanıtımızın konuşma ya da meditasyondan değil, doğru eylemden ve doğru yaşam biçiminden oluşması gerekiyordu. Nihai anlamda yaşam, sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğunu almak anlamına gelir.” Sigmund Freud, bir zamanlar “Birbirinden farklı birçok insanı aynı açlığa mahkûm edelim. Açlık dürtüsünün kaçınılmaz olarak artışıyla birlikte tüm bireysel farklılıklar belirsizleşecek ve bunların yerine karşılanmamış bir ihtiyacın aynı şekilde ifadesi ortaya çıkacaktır.” demişti. Çok şükür ki Sigmund Freud, toplama kamplarına içeriden tanıklık etmekten kurtuldu. Onun danışanları Auschwitz’in pisliklerinde değil, Viktoryen tarzda tasarlanmış divanlarda uzanıyordu. Orada, “bireysel farklılıklar belirsizleşmedi”, tam aksine insanlar daha da farklılaştı; hem domuzlar hem de azizler maskelerini çıkardı ve artık bugün “azizler” kelimesini kullanırken tereddüte gerek yoktur: Auschwitz’te açlığa mahkûm edilen ve karbolik asit iğnesiyle katledilen; 1983 yılında da aziz ilan edilen Peder Maximilian Kolbe’yi düşünün. Beni kaidelere istisna oluşturan örnekler vermekle suçlayabilirsiniz. “Sed omnia praeclara tam difficilia quam rara sunt” (Güzel olan her şey nadir olduğu kadar da güçtür) der Spinoza, Etika’nın son cümlesinde. Elbette “azizler” derken kastımızın ne olduğunu sorabilirsiniz. Dürüst
İnsan ve Hayat
İnsanın Anlam ArayışıViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayın · 202651,3bin okunma
Reklam
Reklam