Sinan Akyüz, bu romanında da savaşın sadece politik ya da askeri bir olay olmadığını, bireylerin ruhunda açılan yaraların hiçbir zaman kapanmadığını bir kez daha aktarmaktadır. Başta Meyra olmak üzere savaşın kadınlar üzerindeki yıkıcı etkisini çarpıcı bir biçimde yansıtılmış..
Sinan Akyüz, sadece savaşın fiziksel yıkımını değil, ruhsal tahribatını da anlatmaktadır. Nitekim kadın-erkek, genç-yaşlı, çocuk herkesin içinde bir umut olduğu fakat bu umudun yaşanan acıları hafifletmediği betimlenmekte; aksine okuru "insan kalabilmek" üzerine düşünmeye itmektedir.
Romanın en dikkat çekici yönlerinden biri, insani duyguların derinliğidir. Karakterlerin sessizlikleri, korkuları, çaresizlikleri ve küçük dayanışma anları, insan doğasının en çıplak hâlini gözler önüne sermektedir.
Her ne kadar romanın uzunluğu zaman zaman tekrar hissi yaratsa da, bu durum yazarın "unutulmaması gerekenleri" vurgulama çabasındandır. Kitabın sonunda, savaşın bitmediğini, sadece biçim değiştirdiğini hissettim. Bu romanda kalbimde derin bir iz bıraktı..