“Öyle görünüyor ki, ekonomik kalkınma seviyesi ne kadar yüksek olursa, duygusal gerçekliklerimize karşı daha çok uyutuluyoruz. Bedenimizde ne olup bittiğini artık hissedemiyoruz ve dolayısıyla kendimizi koruyacak şekilde hareket edemiyoruz. Stresin fizyolojisi bedenlerimizi yavaş yavaş tüketiyor; bunun sebebi bedenimizin artık işe yaramaması değil, bizim onun gönderdiği işaretleri anlamaya artık muktedir olmamamızdır.”
“Bugün insanların çoğunun yaşamındaki belirgin stres kaynakları -en azından sanayileşmiş dünyada- duygusal nitelik taşıyor. Tıpkı hiçbir yere kaçamayan denek hayvanları gibi, insanlar da sağlığa zararlı yaşam tarzları ve duygusal kalıplar içerisine hapsediyor kendisini.”
“Yüksek seviyelerde iç stresi çocuklugundan beri alışkanlık haline getirenler için, stresin yoklugu rahatsızlık yaratır, can sıkıntısı ve bir anlamsızlık hissiyatı uyandırır. İnsanlar kendi stres hormonlarına, adrenaline ve kartizole bagımlı hale gelebiliyor, diye bir gözlernde bulunuyor Hans Selye. Bu tür insanlar için stres arzulanır bir duygudur; yoklugu ise kaçınılması gereken bir şey gibi gelir.”