“…kalbim ve midem paramparça, sonunda kendi kendime hayatın belki de bu olduğunu söylüyorum. Fazlasıyla umutsuzluk. Ama aynı zamanda, güzel bir-iki an. Zamanın aynı olmadığı. Sanki müzik notaları zaman içinde bir tür parantez açıyor. Bir erteleme. Buradaki başka yer. Asla'daki her zaman.
Evet, bu işte! Asla'daki her zaman.
…bundan böyle asla'daki her zaman'ların peşinden koşacağım.
Bu dünyadaki güzelliğin…”
“Çok yorgun bir hali vardı. Üzgün olmaktan ziyade yorgundu. Kendi kendime, bilge yüzlerde ıstırap böyle görünüyor diye düşündüm. Kendini göstermiyor. Çok büyük bir yorgunluk izlenimi veriyor.”
“…’sonsuza dek’ bitmiş olmak hâlâ boş bir ifade olarak kalacaktı. Ama sevdiğiniz biri öldüğünde... o zaman bunun ne anlama geldiğini hissedersiniz. Bu çok çok çok kötü oluyor. Aniden sönüveren bir havai fişek gibi her yer simsiyah oluyor. Kendimi yalnız, hasta hissediyorum, yüreğim acıyor. Herhangi bir hareket korkunç çabalara mal oluyor…”