“Zaman içinde bir zamandışı... Ancak iki kez mümkün olabilen bu nefis kendini bırakışı ilk kez ne zaman hissettim? Tek başımıza olduğumuzda hissettiğimiz huzur, yalnızlığın dinginliği içinde kendimize dair bu kesinlik, bir başkasının bu suç ortaklığı halindeki eşliğinde yaşanan bu ‘bırakın gitsin, bırakın gelsin, bırakın konuşsun’a kıyasla hiç kalır...”
“…güzel olan şey, geçerken yakalanandır. Güzellikle ölümün aynı anda görüldüğü, şeylerin o gelip geçen dış görünümleri… Bunun anlamı, hayatın hep o güzellik ile ölüm arasındaki, hareket ile yok oluşu arasında dengede sürdürmek gerektiği mi..?
Canlı olmak belki de budur. Ölen anların ardından koşmak…”
“…belki de en büyük öfke ve en büyük yoksunluk işsizlik değildir, sefalet değildir, gelecek yokluğu değildir. En büyük öfke, en büyük yoksunluk, kültürler arasında, bağdaşmaz semboller arasında tereddüt geçirmektir, bir kültüre sahip olmama duygusudur. İnsan nerede olduğunu bilmezse nasıl varolabilir?”
“Biz insanların bir hiçin peşinde koşmaya, gereksiz ve saçma düşünceleri birbirine katmaya büyük bir enerji adayabiliyor olmamız, bundaki fedakârlık beni her zaman büyülemiştir.”