Bana sorarsanız bu mutlak keyfilik, prensipsizlik, diplomasiden nasibini alamamak, yalnızca içgüdülere dayanan bir düşünce tarzıyla körü körüne bir yurtseverlik bizi bu duruma soktu.
...bir şey beklemeksizin kendimle mi başlamalıydım? Fakat nasıl? Ondan bir şey beklemem mümkün müydü? İnsan birisini seviyorsa ondan bir beklentisi olması doğal değil miydi?
Ne yazık ki kendim, okuyup anlayabileceğim bir kitap değildim. Kendimi yalnızca deneyerek, yaşayarak anlayabilirdim; hayat benden hep, sanki hiç yetişilemeyecekçesine bir adım önde gibiydi.
Boğulacak gibi hissediyorum; bir yandan yapmak istediğim çok şey var, öbür yandan kendime güvenim yok. İnsanları sürekli hayal kırıklığına uğratıyorum. Her şeyi doğru yapmaya çalışıyor fakat neyin doğru olduğunu bile bilmiyorum.
Elbette bu gece gerçekler için çok gençtik. Elbette hayaller, tarih ile gelecekten daha tatlıydı. Elbette umut, Şimdi' den daha güzeldi. Elbette birbirimize, aşkın tadına aşıktık. Elbette bu gezegenin ilk ve son aşıklarıydık. Elbette havada asılı olan tehdidin, içimizde hissettiğimiz isyanla karşılaştırıldığında hiçbir önemi yoktu. Elbette bu gece hayattan daha akıllı, daha bilgeydik.