Onur

Onur
@onurbykz
YouTube sesli alıntılar: bit.ly/3txx5Fd Kitap dışı mesaj göndermeyin!
Bazen dertleşip bazen alıntı paylaştığım ve ara sıra da kitap incelediğim bir günce burası benim için.
Tüm EyeEm Fotoğraflarım Teliflidir
Lütfen düzenli okuma yapan okurlar takibe alsın!, 11 Ekim
2730 okur puanı
Aralık 2017 tarihinde katıldı
SPOİLERSİZ
9/10
·174 syf.··
2025 9. kitabı
Cengiz Aytmatov’un "Beyaz Gemi" adlı eseri, toplumsal çürüme, masumiyet ve insanın doğayla çatışmasını mitolojik ve gerçekçi bir dille harmanlayarak anlatıyor bize. Romanın merkezindeki karakterlerden Orozkul, geleneksel ataerkil yapının ve iktidar hırsının sembolü olarak kitapta karşımıza çıkar. Özellikle karısını kısır olduğu gerekçesiyle dövmesi, biyolojik ve toplumsal cinsiyet rollerinin çarpık yansımasını ele veriyor. Bilimsel açıdan, kısırlığın kaynağı her zaman kadın olmayabilir; erkek faktörü de infertilite vakalarının yaklaşık %40, 50’sinde etkilidir (merak edenler için: WHO verileri). Ancak Orozkul’un bu şiddeti, kendi iktidarsızlığını ve toplum tarafından “erkekliğinin” sorgulanma korkusunu bastırmak için bir savunma mekanizması olarak düşünülebilir, en azından ben öyle düşündüm. Hatta onun saldırganlığını, patriyarkal sistemin kadını “kusurlu” ilan ederek erkeği aklama eğilimi çıkarımında dahi bulunabilirsiniz. Ve bireyin iç çatışmalarını dışa vurma biçimini de unutmamak gerek Mümin Dedeye gelecek olursak, bu karanlık tabloda bir “ahlaki direniş” figürüdür. Torunuyla kurduğu masumiyet dolu ilişki, doğaya ve geleneksel değerlere bağlılığı, onu Orozkul’un zulmüne rağmen iyiliği temsil eden bir karakter yapar. Yapar, çünkü; taş olsa çatlar Orozkol'un önünde. Roman Mümin’in bu tutumunu, ataerkil şiddetin yok etmeye çalıştığı insani değerlerin sürekliliğini simgelemeye çalışır. Onun sabrı ve sevgisi, çocuğun hayal dünyasında bir sığınak yaratırken, aynı zamanda toplumun çürüyen yapısına karşı sessiz bir protestodur. Aytmatov, Mümin’i “iyilik” üzerinden yüceltirken, insanın içindeki erdemin sistem tarafından ezilse bile yok olmadığına dair umudu vurgular. Ayrıca Mümin'nin çenebaz karısını da unutmamak gerek. Ama onunla ilgili en ufak bir şey yazmak da gelmedi
Alıntı
Beyaz GemiCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 199987,5bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Siddhartha: Bir Arayışın Sizde Tecelli Ettiği Yankılar
8/10
·148 syf.··
2025 8. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 15 Şubat 2025 11:28
Okuduğum nadide kitapların arasına gitmeyi şöyle başardı: "Okuduğun metnin mantığına girmenin anlayışında değil, bitirdikten sonra sende bıraktığı hislerin içinde olmanın anlamı derin." Hermann Hesse’nin Siddhartha’sı, bir hikâye anlatmaktan çok, okuyucunun ruhuna iz bırakmayı amaçlayan metin olarak düşünülmeli. Onu okurken belli bir mantığa oturtma çabasına girmek, olayların neden-sonuç ilişkisini kurmaya çalışmak belki de gereksiz. Çünkü bu kitap, bir düşünce sisteminden çok bir hissiyatla hatırlanıyor, en azından bende öyle oldu. Siddhartha’nın arayışı, okuyucu için de bir yolculuğa dönüşüyor. Onun deneyimlerinden ders çıkarmaya çalışmak yerine, sadece hissederek ilerlemek belki de en doğru yaklaşım. Nehir gibi akıp giden anlatısı, bazı yerlerde durgun bir huzur, bazı yerlerde ise coşkulu bir akış hissi uyandırıyor. Kitabı bitirdiğinizde elinizde kalan şey, tam olarak tarif edemeyeceğiniz bir duygu; ama onun sizin için anlamını en iyi o duygu anlatıyor. Siddhartha’nın arayışı ne yalnızca dünyevi ne de sadece ruhani bir yolculuk. O, insan olmanın, yaşamanın, deneyimlemenin ta kendisi. Bu yüzden Siddhartha, okurdan bir yorum ya da hüküm beklemez. Aksine, yalnızca akışına bırakmasını ister. Kitabın sonunda bulduğunuz şey, belki de en başından beri sizinle olan ama farkına varmadığınız bir his olacaktır. Kaliteli okumalar dilerim
Alıntı
SiddharthaHermann Hesse · Can Yayınları · 202447,1bin okunma
5/10
·132 syf.··
2025 7. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Şubat 2025 10:33
Betimleme yapa yapa kitabı uzatmış sadece. Kurguyu yaklaşık, 3 sayfada anlatabilirmiş. Kitabın alâmeti farikası betimleme. Karlı Antarktika betimlemeleri, mağaral, sarkıtlar, teknik alet edevatlar, daha neler neler... Kurgu zayıf. Genel olarak dönemi baz alıp ona göre inceleme yapmak gerek ancak yine de kurtarmadı ve zaman kaybı oldu. Keşke Poe okusaydım :) Sonuç olarak; Delilik Dağlarında, Lovecraft’ın en etkileyici eserlerinden biri olsa da, fazla akademik dili, aşırı detaycı anlatımı ve durağan temposu nedeniyle herkese hitap etmeyen bir metin olabilir. Eğer okuyucu, Lovecraft’ın Cthulhu Mitosu’na dair önemli ipuçları edinmek ve Antarktika’nın ürpertici ve uzun betimlemelerine dalmak istiyorsa, bu kitap okunabilir. Ancak, karakter odaklı, hızlı tempolu veya doğrudan korku öğeleri barındıran hikâyeleri sevenler için oldukça yorucu olacaktır. Not: Betimleme severler keyifle okuyacaktır. Ben çok fazla betimleme sevmediğim için kitap bana hitap etmemiş olabilir. Kendi kitabımda da betimlemelerin dozuna oldukça dikkat ediyorum. Okuyucunun dikkatini dağıtmamak için. İyi okumalar :)))
Deliliğin DağlarındaH. P. Lovecraft · İthaki Yayınları · 20182,682 okunma
Bir Kitap Değil Bir Film: Baba Üzerine Bir İnceleme
10/10
·542 syf.··
2025 6. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2025 10:44
Hayatımda ilk kez bir kitaba 10 puan verdiğimi hatırlıyorum. Bu yüzden inceleme yazmadan önce epey bir düşünmem gerekti. Öncelikle kitap ile ilgili bazı detayları vermem lazım. *Mario Puzo kitabı borçlarını ödeyebilmek için yazmış. Çok ilginç değil mi? Dostoyevski'nin Kumarbaz'ı da öyleydi. Puzo, kitap yazmadan önce ciddi mali sıkıntılar içindeydi. Ailesini geçindirmek için sürekli olarak dergilere makaleler ve kısa hikâyeler yazıyordu ama büyük bir başarı elde edememişti. Sonunda, yayınevinden 5.000 dolarlık bir avans aldı ve mafya dünyasını anlatan bir roman yazmaya başladı. Roman, tahminlerinin çok ötesinde bir başarı yakaladı ve onu milyoner yaptı. *. Vito Corleone karakterini gerçek mafya babalarından esinlenerek yazdı Puzo, Vito Corleone'yi yaratırken özellikle iki mafya babasından ilham aldı: Frank Costello: New York’un ünlü mafya liderlerinden biriydi ve kamuya açık konuşmalarında hep sakin, bilgece bir üslup takınırdı. Corleone’nin diplomatik tarzı büyük ölçüde ona dayanıyor. Carlo Gambino: Sessiz ve gölgelerde kalan bir mafya lideriydi. İşlerini titizlikle yürütür, dikkat çekmekten kaçınırdı. Bu da Vito Corleone’nin tarzına benziyor. *"Godfather" kelimesi aslında mafyada yaygın olarak kullanılmıyordu. Mario Puzo, "Godfather" (Baba) terimini mafya ile özdeşleştiren kişi oldu! Kitaptan önce İtalyan-Amerikan suç dünyasında bu kelime yaygın değildi. Ancak kitap ve film o kadar popüler hale geldi ki, mafya üyeleri bile birbirlerine "Godfather" demeye başladı. Hatta, film çıktıktan sonra FBI, mafya görüşmelerinde bu kelimenin kullanıldığını fark etti. Hahaha çok ilginç yahu :) *Mario Puzo, kitabı yazarken hiç mafyayla görüşmemiş Puzo, mafya dünyasını gerçekte hiç tanımadan The Godfather'ı yazdı. Çoğunlukla gazete haberlerinden, mahkeme kayıtlarından ve halk
Edebiyat
BabaMario Puzo · E Yayınları · 20253,047 okunma
9/10
·308 syf.··
2025 2. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 19 Ocak 2025 10:43
İnsan severken özgür olmayı hayal eder, hem sevip hem özgür olmayı hayal etmek çelişkilerle doludur. Öyle ki bazen bu duyguya kapılmış olmak onu gerçekten sevmeye iten her duyguyu düşündürür insana. Özgür olmak eğlenceli ve acı verir insana. Ölümü hatırlamak özgürlüğü her ne kadar meşrulaştırsada içinde hissettiğin yaşamak arzusu seni alıkoyar tüm bu duygulardan... Özgürlüğe lanet edersin, yaşamayı arzu... "Dünyanın her yerinde insanlar kaybettikleri bir şeye yeniden sahip olma umudunu taşır. Ancak bazen kiminin anılarını küçük pişmanlıklarımızı koyduğumuz çekmeceye yerleştirmek zorundayızdır. Yine de arada sırada, eski bir mendilin katları arasında, bir zamanlar en mutlu öğleden sonralarımızı temsil etmiş bir deniz kabuğuna ya da ufak bir taşa rastlarız. Kör talih duygusunun uçup gittiği bir ferahlama anı yaşarız. "
Çoluk ÇocukPatti Smith · Domingo Yayınevi · 20152,442 okunma