Rus edebiyatı, geçmişten günümüze hep ses getiren bir yapıda olmuştur. 17-18. yüzyıllardan bu yana hep çok önemli isimler yetişmiştir Rus edebiyatında... Ivan Turgenyev, bu dalda hep önemli isimlerden sonra gelir. Ancak kalemini ve üslubunu beğendiğim Turgenyev, bana göre hak ettiği değeri görmemektedir. Çok daha iyi konumları hak etmektedir. Babalar ve Oğullar, onun iyi ve kötü anlamda çok ses getirmiş eseridir. Kuşak çatışmasını çok iyi yansıttığı eserinde psikolojik tahlilleri ve kendi hayatından romana kattıklarıyla övülmektedir. Gerçekten de yaşayışıyla Rus, düşünce yapısıyla Almanlara benzeyen bir yazardır Turgenyev... Daha Avrupa'da "N"si yokken nihilist bir yazardır, hiçliği benimser. Batı'nın ilerleyişini tek yol olarak görür, Alman hayranıdır, kadınlara karşı farklı bir manevi düşkünlüğü vardır, Tolstoy ile girdiği düelloyu bile bu eserine taşır karakterlerine yükleyerek... Tüm bunlar, kendi hayatından Babalar ve Oğullar romanına aktardığı parçalardır. Biraz araştırma yaptığınızda, bu gerçekle romanı daha bir keyifli okuyorsunuz. Eleştirildiği nokta ise, kitabına belirgin bir son yazmamış olmasıdır. Baş karakterini öldürür, kendi gibi nihilist olan karakteri Bazarov'u "hiçmiş gibi bir sonla" sonlandırır. Ardından kitabın sonunu muallakta bırakır.
Kitabımız, iki ana karakter Arkadiy ve Bazarov'u ana odağına alıyor. Bu gençler, ailelerine göre daha modern yetişmişler ve daha çağdaş düşüncelere sahiptirler. Bir önceki kuşak, yani aileleri daha cahil, dar görüşlü, muhafazakar ve romantik fikirlere sahiptir. Arkadiy ve Bazarov üzerinden temsil edilen yeni jenerasyon ise sorgulayıcı, toplumcu, nihilist, yeniliklere açık ve daha open-minded bir yapıdadır. İşte aradaki bu kuşak çatışmasını, Turgenyev romanında başarılı bir şekilde anlatır. Bazarov güçlü, ayakları