Entropi, temel olarak bir sistemdeki düzensizliğin, karmaşanın ve rastgeleliğin ölçüsüdür. Termodinamiğin İkinci Yasası’na göre, izole edilmiş bir sistemde entropi (düzensizlik) her zaman artma eğilimindedir. Matematiksel olarak, bir sistemin durumu S ile ifade edilirse, bu süreç şu basit eşitsizlikle özetlenir: Δ S ≥ 0 Yani, dışarıdan aktif bir enerji (zihin, emek, odaklanma) girişi olmadığı sürece, herhangi bir sistem kendiliğinden daha düzenli bir hale gelmez; tam tersine, parçalanır, dağılır ve nihayetinde "en olası" (yani en düzensiz) duruma evrilir. Bu kavramı sosyal medyadaki duruma ve kültürel analize uyarladığımızda, neden derinlikli yazıların "yüksek enerjili" (düşük entropili) bir düzen, "günaydın" postunun ise "düşük enerjili" (yüksek entropili) bir kaos olduğunu daha net görebiliriz. Entropi, bir mesajdaki "belirsizlik" veya "rastgelelik" ile ilgilidir. Derinlikli bir entelektüel analiz yazısı, düşük entropilidir; yani çok fazla düzen, yapı ve anlam içerir. Okuyucunun zihninde bir "işleme" (enerji harcama) süreci gerektirir. Öte yandan, sosyal medyadaki "günaydın" paylaşımları yüksek entropilidir. Bu paylaşımlar aslında "gürültüdür" (noise). Anlamı yoktur, yapısı yoktur, işlenmesi gerekmez. İnsan zihni, en az enerji harcayacağı yolu tercih ettiği için, entropik olan (düzensiz/kolay) akışa doğal bir çekim duyar. Sosyal medya platformlarının algoritmaları, entropinin yasalarına uygun olarak çalışır. Algoritma, insanların en az direnç gösterdiği yolu (en yüksek etkileşimli, en az bilişsel çaba gerektiren içerik) ödüllendirir. Bu da sistemin toplam entropisini artırır. Bu süreci durdurmak veya tersine çevirmek için "Negentropi" (Negatif Entropi) üretmemiz gerekir: Negentropi nedir? Sisteme dışarıdan "düzen" ve "enerji" enjekte etme sürecidir. Yani bir
Felsefe
Zatanna (2026) #2
“When I was learning spellcraft, I was taught to visualize magic as a locked door. In order to successfully perform magic, you need specific spells and precise rituals. Just as if you have the right key, you can open the right door!”
Reklam
ABD, on yıllardır dünyaya "kurallara dayalı uluslararası düzenin" (rules-based international order) hamisi olduğu anlatısını satıyordu. İsrail’in eylemlerine verilen koşulsuz destek ve BM Güvenlik Konseyi’nde kullanılan veto yetkileri, bu anlatıyı tamamen yerle bir etti.
Alıntı
ABD’nin İsrail’e olan asimetrik ve koşulsuz taahhüdü, Washington’ın küresel ölçekte rasyonel ve uzun vadeli kararlar almasını engelleyen en büyük prangaya dönüştü. Reel politik merceğinden bakıldığında, bir süper gücün kendi stratejik çıkarlarını, bölgesel bir vekilin (proxy) veya müttefikin ihtiraslarına bu derece rehin vermesi, tam anlamıyla bir hegemonik intihar simülasyonudur. ABD’nin resmi ulusal güvenlik stratejisi, kaynakları ve odak noktasını Asya-Pasifik’e kaydırmayı (Pivot to Asia) ve burada yükselen Çin’i çevrelemeyi öngörüyor. Ancak İsrail’in bölgede giriştiği her kontrolsüz tırmanma, ABD’yi Orta Doğu bataklığına geri çekiyor. Washington; Çin ve Rusya gibi küresel aktörlerle uzun vadeli güç mücadelesine harcaması gereken askeri, finansal ve diplomatik enerjiyi, Orta Doğu’daki yangınları söndürmek (veya o yangınların büyümesini engellemek) için harcıyor. Bu, tam bir stratejik kaynak israfıdır. ABD, on yıllardır dünyaya "kurallara dayalı uluslararası düzenin" (rules-based international order) hamisi olduğu anlatısını satıyordu. İsrail’in eylemlerine verilen koşulsuz destek ve BM Güvenlik Konseyi’nde kullanılan veto yetkileri, bu anlatıyı tamamen yerle bir etti. Ukrayna’da uluslararası hukuku savunan ABD’nin, Orta Doğu’da aynı hukukun çiğnenmesine göz yumması (hatta silah sağlaması), özellikle Küresel Güney nezdinde ABD’nin ahlaki ve siyasi liderliğini bitirdi. Çin ve Rusya, ABD’nin bu ikiyüzlülüğünü tepe tepe kullanarak Afrika, Latin Amerika ve Asya’da diplomatik mevzi kazanıyor. ABD, kendi eliyle rakiplerine devasa bir propaganda alanı açıyor. Bu savrulma sadece dışarısı ile sınırlı değil; içerideki toplumsal ve siyasi dinamikleri de dinamitliyor. Özellikle genç jenerasyon, üniversiteler ve azınlık grupları, Washington’ın bu yerleşik politikasını artık
1000Kitap
NEDEN YATIRIM GELMİYOR
... Yatırım çekecek “güven”i yaratamayan ülkeler yüksek faizle borçlanıyor. AK Parti özellikle CB sistemi döneminde yatırım getiremediği için yüksek faizle borçlandı. 2026 bütçesinde faize ayrılan para 2 trilyon 700 milyar liradır! Temel soru şu: Yatırım getirip kazanmak yerine niye yüksek faizle borçlanıp sıkıntıya giriyoruz? NEREDEN NEREYE? Bu sorunun doğru cevabını, iktidarın 24. yılında Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanı verdiler: Hukuki güven sorunu… ... Düşüş 2015’te başladı, otoriterleşme ve yönetimde şahsileşme arttıkça yatırım girişleri azaldı. Yüz milyarlarca dolar yatırım fonlarını yönetken şirketler, gidecekleri ülkenin ekonomisini ve hukukunu esaslı olarak inceledikten sonra karar verirler. CB SİSTEMİ Fitch adlı derecelendirme kuruluşu, daha 27 Ocak 2017 tarihli raporunda, ekonomideki bozulmaların yanında, Meclis’ten geçen CB sisteminin “denetim ve dengeleri zayıflatacağını” ve kurumlarda zayıflama olduğunu söyleyerek kredi notumuzu düşürmüştü. Venedik Komisyonu da 13 Mart 2017 raporunda OHAL uygulamalarını eleştirdiği gibi CB sisteminin kuvvetler ayrılığını, yargı bağımsızlığını çok zayıflatacağını ve “kişisel rejime dönüşme tehlikesi” olduğunu yazmıştı. (Paragraf 133) Merkez Bankası bağımsızlığının da 703 Sayılı KHK ve 3 Sayılı CB Kararnamesiyle kaldırıldığını hatırlatalım. Bu kuruluşlar “dış güçler” midir? Ama yatırım gelmesini de “dışarıdan” istemiyor muyuz? KOMÜNİST ÇİN Bazı okurların “Çin’de demokrasi mi var?” diye itiraz ettiklerini biliyorum.
Alıntı
Reklam
Reklam