F

F
@ordinaryreaderr
Hislər birləşdirir, düşüncələr ayırır.
Tasarımcı
25 Aralık
114 okur puanı
Mayıs 2020 tarihinde katıldı
Açık ve net olan bir gerçek vardı: "Yaşamın anlamını kavramak için her şeyden önce yaşamın anlamsız ve kötü olmaması gerekiyordu." Ben ne diye uzun bir süre böyle apaçık bir gerçeği görmeden dolaşmıştım, bilemiyorum. İnsan eğer insanlığın yaşamı hakkında düşünmek ve konuşmak isterse, birkaç asalağın yaşamı üzerinde değil, insanlığın yaşamı üzerinde düşünmek ve konuşmak zorundadır. Bu gerçek 2x2=4 gibi bir gerçektir. Bunu ben görememiştim. Çünkü 2x2=4 olduğunu kabul etseydim, kendimin iyi olmadığını kabul etmek zorunda kalacaktım. Oysa kendimi iyi hissetmek benim için 2x2=4'ten daha önemli ve daha gerekliydi. Ancak şimdi, iyi insanları sevmeye başladıktan ve kendimi nefrete lâyık bulduktan sonra, gerçeği kabul ediyordum. Benim için her şey artık açıklığa kavuşmuştu.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bütün bu düşünceler aklıma şu soruyu getirdi: "Ya henüz bilmediğim bir şey varsa?" Cehalette işte aynen böyle çalışır. Cehalet hep aynı şeyi söyler ve eğer bilmediği bir şey karşısına çıkarsa onun saçma olduğunu söyler. Aslında insanlık bir bütündür; yani yaşamış olan ve yaşayan tüm insanlar sanki hayatın anlamını kavramış gibi davranırlar. Çünkü onu kavramamış olsalardı, yaşayabilmiş olamazlardı.
TOLSTOYUN İTİRAFLARI
Her insanın karşısına çıkan "Ben neyim?" ve "Ben niçin yaşıyorum?" ya da "Benim görevim ne?" sorularını cevaplandırmak istiyorsak, önce şu soruyu çözmemiz gerekiyor; "Bizim yalnızca çok küçük bir zaman diliminde, çok küçük bir parçasını bildiğimiz o bütünün ve insanlığın varlığının anlamı nedir?" İnsan, bunu yanıtlayabilmek için öncelikle bu bahsi geçen sırlarla dolu insanlığı, yani daha kendini bile kavrayamamış insanlarda kurulu insanlığın ne olduğunu kavramak zorundadır.
TOLSTOYUN İTİRAFLARI
Soru: "Ne için yaşıyorum?" Cevap: "Sonsuz büyük mekânda, sonsuz zaman içinde, sonsuz küçük parçacıklar, sonsuz küçük bileşimler içinde değişirler ve sen eğer bu değişimlerin yasalarını kavrayamamışsan, yeryüzünde niçin yaşadığını da kavrayamamışındır."
İnsanların büyük bir bölümü, kendisine daha çocuklukta öğretilen inanç öğretisinin kendisinde sanki hiç bozulmadan varlığını devam ettirdiğini zanneder; oysa ki aslında bu öğretiyi, o inancı çoktan kaybetmiştir. Bu durum insanların çok büyük bir çoğunluğunda sanırım aynıdır. Elbette bizim gibi eğitim görmüş insanlardan, yani kendi kendine karşı samimî davranan insanlardan bahsediyorum; yoksa inandıkları dinlerini, dünyevî amaçlarına alet eden insanlardan değil. Aslında bu tip insanlar gerçek inançsızlardır; çünkü, inanç onlar için herhangi bir dünyevî amaca ulaşmak için araç durumundadır. Bu ise şüphesiz ki asla inanç değildir. Bazı insanlar, bilginin ve hayatın ışığının yıktığı o çürük binanın kalıntılarını çoktan silip süpürmüş, bazıları ise bunu henüz fark edememişlerdir.