- Nerde idin, Emeti Kadın?
- Hiç: Şeyh'e gittim. Biraz başımı okuttum.
- Şeyh ne diyor; bütün bu dünya işlerine dair?
- Ben sormadım. Emme, soranlara demiş.
- Ne demiş?
- Aha hep bildiğimiz, işittiğimiz şeyler...
-Yani, düşmanlarımız memleketimizin yarısından fazlasını zapt etmişler. Bununla kalmayıp, şimdi bütün Anadolu'yu elimizden almaya kalkmışlar. Tâ şu dağların arkasına kadar gelip dayanmışlar ve biz kendimizi kahramanca savunuyormuşuz. Bu mu?
- A, a. Heç böyle demiyor.
Ve Emeti Kadın başlıyor, yeşil sarıklılardan, Müslüman olmak isteyen Kraliçe'den büyük bir talâkatle bahsetmeğe...
"İsterdim ki ben,
bir kitap bekçisi olayım
camları güneşli bir kitap evinde.
Duyduğum zevklerin en doyulmazıdır
yıldızlı cenup denizlerinin alevinde
sabahlar gibi
sevilen bir kitap başında sabahlamak.....”