19. asrın ilk yarısında birkaç kez nüfus sayımı girişimleri oldu Osmanlı Devleti'nin. Bu girişimlerin de çoğunda başarısız oldular. Meselâ Arnavutluk'ta insanların nüfus memurlarına nüfus tezkeresine yapıştırılacak pulun bedeline atıf yaparak "Bir kuruş değil bir lira verelim; kadınlarımızın, kızlarımızın adını yazmayın" dedikleri vakıdır. Onun için ilk nüfus tezkereleri yalnızca erkeklere dağıtılmıştır.
Kime karşı savaş
Avrupalı dostları lütufkardırlar. Karşılık olarak biraz "ihanet" istiyorlardı sadece. Halk oynanan oyunu seziyordu, insiyaklarıyla. Ve maziye sığınıyordu; maziye, mukaddeslerine. Tek ümidi kalmıştı: Saray. Ve saray çatırdıyordu. Aydın için padişah, kendisini dünya zevklerinden ayıran bir hail idi. Padişah olmasa, Avrupa'nın emrinde ve Avrupa'nın inayetiyle kendisi yönetecekti devleti. Hürriyetçiydi, terakkici, medeniyetçi. Halkı savaşa hazırlamak mı? Hangi halkı? Ne savaşı? Kime karşı savaş?
Sayfa 138·Kitabı okuyor
Reklam
Osmanlı Sarayı şiir ve musiki ortamıydı. Musikişinaslar ve şairler hep ödüllendirilirdi. Padişahlar arasında şiir yazanlar, şair olanlar da vardı. Avni mahlasıyla şiir yazan Fatih Sultan Mehmcd, Adli mahlasıyla şiir yazan II. Bayezid, Muhibbi mahlasıyla şiir yazan Kanuni Sultan Süleyman, Osmanlı'nın şair padişahlarından bazılarıdır.
Sarayın iç kısmı, yani padişahın ikametgâhı sayılan Harem ve Enderun, tarihi yönlendiren bölümlerdir. Enderun, devşirme çocukların devlet idaresi ve ordu komutası için yetiştirildiği bölümdür. Burada hem teorik dersler alırlar hem de saray hizmetlerinde bulunurlardı. Hizmet eden, hizmet ettirmeyi bilir. On beş-on altı yaşında saraya giren, ihtimal üzere yirmi beş- otuz yaşlarında general rütbesiyle çıkardı. Enderun dediğimiz bu avluda ve koğuşlarda sert bir disiplin vardı.
Cevdet Paşa'ya göre Osmanlı'nın çöküşü
Osmanlı Devleti'nin çöküşten kurtulmasının mümkün yollarını araştıran Cevdet Paşa'ya göre Osmanlı'nın çöküşü iki nedene dayanmaktadır: 1. Önceki kurallara uymama nedeniyle idarî, ilmî ve askerî teşki- latların bozulması ve halkın çözülmesi. 2. Çağın gereklerinin gözardı edilişi nedeniyle ülke imarına öncelik tanınmaması, yeni dış politika üretilmemesi, zorunluluk olan yeni anlayış kazanmanın ve yeni mede- niyet yoluna gitmenin pratik kazanmaması veya yanlış uygulanarak taklitçiliğe gidilmesi ve nihayet emanetlerin ehline verilmemesi,
Sayfa 43
Tarih
Osmanlı, bilim'de geri kaldı
Batı'da laiklik, ekonomik-top­lumsal-siyasal bir süreç sonucunda ortaya çıktı ve kurumlaştı. Ama laikliği günümüzde de "çağdaş toplumlar" için vazgeçil­mez kılan iki temel neden var: 1) Dine dayalı devlet, özgür dü­şünceyi, bilimsel gelişmeyi, değişen koşullara uygun yeni kurum ve kuralların konulmasını zorlaştırmakta, hatta engellemekledir; 2) Dine dayalı devlet, iktidardaki "tek inanç"ın dışındaki inanç gruplarına aynı haklan tanımadığı için, farklı inançtan toplum kesimlerinin "barış içinde" yaşamaları olanağını büyük ölçüde ortadan kaldırmaktadır, din ve mezhep savaşlarını kolaylaştır­maktadır. Bu anlamda laiklik, farklı inançtan bireylerin -eşit haklara sahip- "yurttaş"lar olabilmelerinin, bir "ulus" oluşturabilmelerinin ön koşuludur. Bir "ulus" olmadan "çağdaş"laşabilen toplum ise yoktur. Laikliği bir "toplumsal zorunluk" olarak gündeme getiren bu iki neden, elbette ki Türkiye için de geçerliydi. Osmanlı Devle­ti'nin "yükselme" döneminde, dinsel iktidar da siyasal iktidara -yani padişaha bağlıydı. Ama ne zaman ki durum tersine döndü ve siyasal iktidarın güç yitirmesinden yararlanan dinsel güçler et­kilerini arttırdılar; "din" toplumun çağa ayak uydurmasını engel­leyen bir kurum görünümü kazandı. Örneğin, Gutenberg'den birkaç yıl sonra Türkiye'de de ilk basımevi kurulduğu halde, bunun sadece Museviler ve Hıristiyanlar için kullanımına izin verildi. 1566 yılında, padişahın baş çevirmeni Ali Bey, Tevrat ve incil'i "halk Türkçesi"ne çevirdi ve basıldı. Ama Müslüman halkın Ku­ran'ı kendi dilinden okuyup anlayabilmesi, ancak 1930'lardan sonra -yani laik Türkiye'de- gerçekleşebildi. Müslüman Osman­lıların da basımevini kullanabilmeleri için, Şeyhülislam ancak Gutenberg'den 270 yıl sonra fetva verdi. İlk gözlemevi, 1580 yılında -Şeyhülislamın fetvası ile- dine
Reklam
Reklam