Oblomov’u bu zamana kadar okumadığıma pişman oldum. 600 sayfalık kitabı su gibi içtim. Her satır, her cümle o kadar değerliydi ki.
4. bölümden oluşan kitap, sizi hız trenine binmiş gibi hissettiriyor. Hikayeye başladığınızda gülümsemeden okuyamıyorsunuz. Diğer bölümde Oblomovluğun ne demek olduğunu öğreniyorsunuz ve sanki kelimeler, karakterle beraber ağırlaşıyor, size de o hissiyatı geçiriyor. Daha fazla ne olabilir ki derken, yeni bölümle heyecanlanıp, son bölümde gözleriniz dolarak hikayeyi tamamlıyorsunuz.
Kitabı okuyunca, neden psikoloji alanına ilham verip, kendi adıyla anıldığını anlayabiliyorsunuz.
Tüm bunların ötesinde, kitap sağlam şekilde Aristokrası eleştirisi yapıyor. 1840’ların Rusya’sında değişen yönetimi ve halkı net olarak görebiliyorsunuz. Yazarın zamanı işleyişine de hayran kaldım. Söylenecek o kadar çok şey var ki kitap hakkında.. Kalınlığı gözünüzü korkutmasın, okumak istiyorsanız bir an önce öncelik verin :)