Kitabın tanıtımını kim okursa okusun mutlaka "Bu otele benim de gitmem lazım!" demiştir.
Düşünsenize, hayal ettiğiniz her şey oluyor ve bedeli sadece bir tane anı! Fazlasıyla karlı bir anlaşma gibi duruyor, değil mi?
Oysaki kitabı okurken bunun bir yanılgı olduğunu fark ettim. Bir anının insana yaşattığı duygu, kötü bir anının dahi insana kattığı tecrübe... Bunlar hayallerimizden, o an canımızın çektiği bir yemekten değersiz mi gerçekten? Bunlar eşit bedelde mi?
Romanda en azından ben bunu sorguladım ve ne olursa olsun, iyisiyle kötüsüyle anılarımın bana ait olmasından daha hoşnut olduğumu hissettim.
Aslına bakarsanız roman tam olarak hayal ettiğim gibi değildi çünkü fantastik bir yapısı olduğu için çoğu fantastik hikayede olduğu gibi iyi ve kötü savaşı olacağını zannetmiştim. Haliyle otelin kötü amaçları olan bir yönetimin elinde olduğunu ve karlı bir anlaşma gibi gözükmesine rağmen kötü emelleri olduğunu varsaymıştım. Bu durum ortaya çıkınca da yönetimi devirmek için olaylar gerçekleşeceğini ve daha aksiyon içerikli olacağını düşünmüştüm.
Tahmin ettiğimin aksine kitap aksiyondan yoksundu çünkü yönetim tam anlamıyla "esas kötü" denilebilecek bir kıvamda değildi. Hatta yönetimi çok fazla göremedik bile.
Hikaye farklı bir yönde seyredebilir miydi? Kesinlikle seyredebilirdi, en azından ben yazarı olsaydım böyle bir ihtimal eklemek isterdim ancak bence bu hali de hiç kötü değildi. Daha sakin bir ilerleyişi var ancak kesinlikle sıkıcı değildi.
Hani kitabı bir hisle açıklayabilecek olsam sanırım şöyle tanımlardım: Bir yaz günü, ikindi vakti, hafif hafif rüzgar eserken arkadaşlarla yapılan çekirdek kolalı sohbetler gibi bir his...
Debbie Macomber bu kez bizi Cedar Cove'dan alıp, yaralarını sarmak isteyenlerin sığınağı olan Gül Limanı Oteli'ne götürüyor. Eşini kaybettikten sonra hayatında yeni bir sayfa açmak için bu şirin pansiyonu işletmeye başlayan Jo Marie'nin hikayesi, daha ilk sayfalardan itibaren insanın içini buruk bir huzurla kaplıyor.
Kitap, sadece Jo Marie’nin değil, otelin ilk konukları olan ve geçmişleriyle yüzleşmeye gelen Joshua ile Abby'nin de hayatlarına odaklanıyor. Yazarın o klasik, iyileştirici ve naif üslubu bu romanda doruk noktasına ulaşmış. Her karakterin kendi içinde taşıdığı suçluluk duygusu, acı ve pişmanlık, otelin o sakin atmosferinde yavaş yavaş şifaya dönüşüyor. İkinci şanslara, affetmeye ve hayatın sunduğu yeni umutlara inanmak isteyenlerin kesinlikle okuması gereken, ruhu dinlendiren sıcacık bir roman.
#GülLimanıOteli #DebbieMacomber #GülLimanıSerisi #RoseHarbor #OkudumBitti #Kitapİncelemesi #KitapAlıntıları #1000Kitap #KitapÖnerisi #RomantikKurgu #İkinciŞans #NeOkudum
Çok kasvetli, yalnız, izole, hatta metruk bir yaşamı olan Zebercet'in hikâyesidir. Olay bir otelde geçmektedir ve Zebercet bu otele bakmaktadır. Müthiş bir hikayeydi.
Anayurt OteliYusuf Atılgan · Can Yayınları · 202337,1bin okunma
O dönemde bu coğrafyada yaşayan Manisa taşralısı Chuck Bass ın Anayurt Empirede ki hayatının özeti ( sadece Chuck kediyi öldürmezdi ) Ortalıkçı kadında Blair
Anayurt OteliYusuf Atılgan · Can Yayınları · 202337,1bin okunma
Zülfü Livaneli, Konstantiniyye Oteli adlı bu çok katmanlı panoramik romanında, 2014 yılının İstanbul'unda lüks bir otelin açılış galasında bir araya gelen modern toplumun seçkinleri ile şehrin binlerce yıllık derinliklerinde yatan hayaletlerin yollarını kesiştirir. Yazar; Bizans'tan Osmanlı'ya, oradan günümüz metropol hayatına uzanan bir zaman tünelinde, fahişelerden imparatorlara, işçilerden muktedirlere kadar yüzlerce karakterin hikayesi üzerinden İstanbul'un büyüleyici, acımasız ve ölümsüz ruhunu zengin bir toplumsal hafıza anlatısıyla işler.
7 aylık bir adamın 2 ay eksikliğini yanında getirip hayatı boyunca ana rahmine sıkışıp kalması.
Zebercet tiksindirici ama nefret edilesi biri demek zor. Evinin derinliklerini gördüğümüz bir insan.
Anayurt OteliYusuf Atılgan · Can Yayınları · 202337,1bin okunma