Aklın, katıksız, kusursuz ve saf olması imkânsızdır. Zira akıl; kanaatlerden, îman hâline gelmiş düşüncelerden ve dış tesirlerden müteessir olur. Hırs, öfke, heves gibi zaaflardan; unutma, dalgınlık ve hatâ gibi kusurlardan kurtulamaz. Onun ulaştığı pek çok hüküm, bu dış renklerle boyanmış ve karışmış olarak ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple akıl, hatasız bir kaynak değildir, bilakis kifayetsizdir.
Büyük İslâm âlimi, tarihçi ve sosyolog İbn-i Haldun bu hususta şöyle der:
"Akıl sağlam bir terâzidir. Ama onunla Allah'a ve âhirete âit meseleleri, peygamberlik hakikatlerini, akıl ötesi hakîkatleri ölçemezsiniz. Bu boş bir gayret olur ve bir kişinin, «Ne kadar hassas tartıyor!>> diye kuyumcu terazisinde dağları tartmak istemesine benzer. Terazinin sağlamlığına bir şey denilemez ama onun gücünün bir sınırı vardır. Aynı şekilde aklın «bilme, bulma, anlama» gücünün de bir sınırı vardır, onun dışına adım atamaz.
Sayfa 394 - Altınoluk Yayınları:14, İstanbul, 2012.·Kitabı okuyor
Hakikatte Kâbe Rahmani sırlarını tecelli ettiği yerdi de dağlar ve yollar oraya koşup gelmiş, onu çevrelemişlerdi. İstikametten münezzeh bir madde, ama madde ötesi hakikatlerin mekânıydı.
"Korgeneral Salih Omurtak'a haber gönderen Mustafa Kemal Atatürk “Amaç hasıl olmuştur. Dönebilirsiniz.” der. Bu olay Türk Ordusu'nun cumhuriyet tarihindeki ikinci sınır ötesi operasyonudur ve bunun da başında yine Salih Omurtak vardır."
"18 Mart 1930'da 9uncu Kolordu Komutanı olarak görevlendirildikten beş ay sonra da Korgeneralliğe terfi eder. Bu sırada Ağrı İsyanı tedip harekâtı kapsamında birliğiyle İran'a girerek isyancıları kovalar. Bu cumhuriyet tarihimizin ilk sınır ötesi operasyonudur."