Venedik Taciri – William Shakespeare
Shakespeare denildiğinde akla genellikle Hamlet, Othello, Macbeth ya da Kral Lear gibi insan ruhunun en karanlık ve derin yönlerini inceleyen büyük trajediler gelir. Venedik Taciri ise bu eserlerin arasında daha farklı bir yerde duruyor. Beş perdeden oluşan bu tiyatro metni, hem komedi hem de dramatik unsurları bünyesinde barındırırken; dostluk, aşk, adalet, intikam, önyargı ve merhamet gibi temaları işliyor.
Öncelikle eserin oldukça akıcı olduğunu söylemeliyim. Tiyatro metni olması nedeniyle olaylar hızlı ilerliyor ve okuyucuyu sıkmıyor. Karakterler arasındaki diyaloglar canlı, olay örgüsü ise merak duygusunu sürekli diri tutuyor. Ancak Shakespeare’ın daha önce okuduğum eserleriyle kıyasladığımda Venedik Taciri’nin biraz daha yüzeysel kaldığını düşünüyorum. Özellikle Hamlet’teki varoluşsal sorgulamalar ya da Othello’daki kıskançlık ve manipülasyonun psikolojik derinliği burada pek hissedilmiyor. Shakespeare’ın kalem gücü yine kendini gösterse de karakterlerin iç dünyalarına daha sınırlı bir şekilde girildiğini söyleyebilirim.
Eserin en dikkat çekici karakteri kuşkusuz Shylock’tur. İlk bakışta hırslı ve intikamcı bir tefeci olarak karşımıza çıksa da karakterin arka planına baktığımızda toplum tarafından dışlanan, sürekli aşağılanan ve inancı nedeniyle ötekileştirilen bir insan görüyoruz. Bu yönüyle Shylock, yalnızca bir kötü karakter değil; aynı zamanda dönemin toplumsal önyargılarının da bir yansımasıdır. Shakespeare’ın onu tamamen kötü ya da tamamen haklı göstermemesi karakteri ilgi çekici hale getiriyor.
Antonio ise dostluğu uğruna her şeyi göze alan fedakâr bir karakterdir. Bassanio’ya duyduğu bağlılık onun en belirgin özelliğidir. Ancak Antonio’nun Shylock’a karşı tavırları düşünüldüğünde karakterin kusursuz bir kahraman