Fugui’nin servetini kumarda kaybetmesiyle başlayan o ontolojik serbest düşüşü, aslında bireyin kendi kurguladığı "itibar" balonunun sönüp, yerini çıplak ve rasyonel bir hayatta kalma güdüsüne bırakışının sarsıcı bir vaka analizi. Çin’in o devasa tarihsel dönüşümleri arasında Fugui’nin elinde kalan tek şeyin bir öküz ve nefes alma eylemi olması, varoluşun her türlü toplumsal etiketten arındığında ne kadar yalın ve bir o kadar da absürt bir direnişe dönüştüğünü gösteriyor. Bu anlatıda trajedi, ağlak bir melankoliden ziyade, hayatın karşımıza çıkardığı o irrasyonel şakalar bütününe karşı sergilenen bütüncül bir performans gibi kurgulanmış. İnsanın başına gelebilecek her türlü felaketi birer "rutin veri" gibi kabullenip yola devam etmesi, rasyonel zihnin en karanlık dehlizlerinde bile kendine nasıl bir yaşama alanı inşa edebileceğinin rafine ve trajikomik bir kanıtı. Hayatın tüm o sarsıcı netliğine rağmen Fugui’nin sergilediği bu stoacı duruş, zihnimdeki o yapısal boşluğu, var olmanın sadece "var olmaktan" ibaret olduğu o yüksek kontrastlı hakikatle doldurdu.