Kolumdaki saat de konuşmaya başladı bir süre sonra, çıkarıp attım. Her gittiğim yere saat koymuşlar Muazzez, alayı konuşuyor, tekmili birden senden haberdar. Depresyonum kolumu dürtüyor bir yere gittiğimizde, bak saat var orada diyor, bir bakıyorum pis bakışlı, sıntan bir yelkovan seninle ilgili atıp tutuyor Muazzez. Unut, unut, unut, unut diye nasihat vereni var, yazık, yazık, yazık, yazık diye acıyanı, ağla, ağla, ağla, ağla diye dürteni, yalnız, yalnız, yalnız diye dalga geçeni, geçer geçer geçer diye teselli edeni bile var Muazzez. Çete olmuş bunlar, yelkovan çetesi. Terk edilmiş insanların geçtiği yerlere pusu kurup dalga geçiyorlar Muazzez, Allah belalarını vere...
Yelkovanların kâbusundan kurtulamadım Muazzez. Rüyalarında tik tak tik tak attılar, uyandığımda anamı ağlattılar.
Otobüse biniyorum, otobüsteki herkesin saati konuşmaya başlıyor. Muazzez diye atan onlarca saat, gel de derdini “Ne bakıyon lan? diyen otobüs ahalisine anlat. Depresyonunuzun üstüne gidin, sözünü okudum bir yerde Muazzez, kalktım gittim. Saatçiler çarşısında tur attım. Bütün yelkovanlar esnaf olmuş, kapıda dikilmiş sanki, buyurun Muazzez içeride diyor, buyur ediyor beni dükkâna. Bütün saat dükkânlarında seni aradım Muazzez, ne alaka bilmiyorum ama saatçiler çarşısında kahrımdan ölüyorum. Sonunda yığılıp kaldım çarşının ortasında. Ambulans çağırmışlar Muazzez, Allah seni inandırsın, ambulansın sireni bile hani, hani, hani diye seni sordu bana.
Soluğu psikolog koltuğunda aldım nihayetinde. Oraya da koymuşlar Muazzez. Psikologun saati şişmiş dert dinlemekten, yetti, yetti, yetti diye geziyor yelkovanı. Şikâyetiniz nedir, diye sordu adam. Şimdi ben Muazzez, tanımadığım adama seni mi şikâyet edeyim? Saatler dedim, konuşuyor. Ne diyor diye sordu, anlattım ben de. Gördüğüm bütün