Yalnızlık? O bir başına kalırdı, ben bir başıma kalırdım Sanki hiç tüketilmeyen bir otobüs durağı Gibi kalırdım
Sayfa 59·Kitabı okuyor
Bir kitapçı açmaya maddi imkanların el vermiyor ise, maddi imkanlara sahip olan tanıdıklarını bu işe zorlayacak, ikna edeceksin. Sokak hayvanlarını kimse düşünmüyor ise, alacaksın eline kapları lokantalardan yemek artıklarını toplayacaksın, fırınlardan bayat ekmekleri, ekmek kırıntılarını; hayvanların kahramanı sen olacaksın. Hiçbir komşun selam vermemiş, kapını çalmamış mı; sen vereceksin selamı, sen soracaksın komşunu. Bir ağaç dikmenin maliyeti, bir tabak çorba kadardır. Bir tabak çorba kadar aç kalacaksın gerekirse, bir ağaç dikeceksin hiç kimsenin düşünmediği topraklara. Otobüs durağında eğileceksin, izmaritleri, çöpleri sen toplayacaksın; eğitim de öğretim de budur, örnek olmaktır. Sen öyle bir eş olacaksın ki, tanıdığın evli insanlar değil el kaldırmak, birbirlerine kötü söz söylemeye bile utanacaklar. Hangi çocuğun canı ne çekmiştir, hangi ihtiyar hangi ihtiyacını giderememiştir, hangi eve bir Müslüman olsun uğramamıştır, hangi akrabanın ne derdi vardır; soracaksın. Elinden bu ihtiyaçları gidermek, sorunları çözmek gelmiyorsa bile, en azından soracaksın, derde ortak olacaksın, derttaş olacaksın. Paylaşarak azaltacaksın yükleri.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yıllar önce, okuduğum kitaplardaki, seyrettiğim filmlerdeki yalnız insanlara özenirdim hep. Yalnızlara. Konuşacak kimsesi olmayanlara. Sonra hayat beni buralara getirdi. Tabii ayaklarımın azımsanamayacak yardımıyla. Ve artık o roman karakterlerinden biri oldum. O kitaplardaki yalnızlığı çok gösterişli bulurdum. Aynı zamanda da korkutucu. Kendime "Bu kadar yalnız kalınabilir mi?" diye sorardım. "Sosyal hayvan insan, dayanabilir mi kimsesizliğe?" Ama artık biliyorum yalnızlığın korkulacak bir yanı olmadığını... Tabii bunu ruh sağlığı yerinde ve içlerinde tek bir kişilik taşıyanlar için söylemiyorum. Sözüm benim gibi içinde binlerce ruh taşıyanlara, Uzakdoğu efsanelerindeki canavarlar gibi yedi kafalı, tek bedenli insanlara. Ben hep kalabalık oldum. Şehrin uzağındaki bir semte giden, günün tek otobüsü kadar kalabalık.Tıkış tıkış. Herkesin üst üste olduğu bir otobüs kadar. Dolayısıyla iyi geldi bana yalnızlık. Kendime yeterince zarar veriyordum. Ve bir de dünyanın vereceği zararları ortadan kaldırmanın imkânı olmadığına göre, yoklarmış gibi davranarak yalnızlığı seçmek en doğrusuydu...
Sayfa 127
Ucuz ev araştırmalarım sırasında Gerede’de tam kafama göre bir villa bulmayayım mı? Yol üstü de... Ankara’dan sabaha dek vızır vızır otobüs, vesait sorunu yok... Gönülsüz bir dünya... Oh! Kapora verdim, yerleştim. Gönül’e hiç haber vermedim; Kadınlarla selamı sabahı kestim, ben feministim arkadaş.
Haftanın günlerini kentlere bölen insanlar vardır ya; pazartesi Cenevre, sah onbeşotuz Paris, cuma akşam Amsterdam, Leyla da o mutlu azınlıktandı; haftasonu Keşan, pazartesi sabah ilk otobüs İstanbul. Keşan otobüsünde tanıştık. Hiç Canan gibi bir kız değil.
İşe daha uzak olmakla birlikte, Yunan sınırına yakınlığı açısından, turistik, harap değil ama püfür, bahçe içinde, bağımsız federe bir eve kapağı atınca kendime geldim. Örneğin yatağımı düzeltmiyorum, fırça çeken yok... Oh! Kitabımı okuyorum, bırak şimdi kitabı diyen yok... Zart yemek saati biçiminde takvimsel gün dilimlenmeleri yok... Oh.. Oooh! Sabah patikadan caddeye yürüyorsun yirmi dakika, bilemedin yirmibeş, yarım saat değil yani... Caddeden sürekli otobüs geçiyor İstanbul’a. Bir saat onbeş dakikada Topkapı’dasın. Şişli’den bir buçuk saatte gelemeyen var.