BİR GÜN DÜNYAYA BİR KADIN GELDİ. HAYATI SIFIRLA BAŞLADI, EKSİDE SONLANDI. ARDINDA İSE YAŞANMAMIŞ KOCA BİR HİÇ BIRAKTI.
Bir insan eğer yaşam denen koca oyalamaca dünyasına bir kadın olarak gözlerini aralamışsa bırakın sıfırı ekside başlar hayata.
Yaşam denen o acımasız kulvarda, erkek egemenliğinin o garip buhranında kendini zamanında eksiden kurtarabilirse ne mutlu. Kurtaramazsa işte o zaman dünya ona mutlu bir son hazırlamaz. Kadın ta en başından bunun farkındadır. O yüzden durmadan,yılmadan defaatle mücadelesini verir. Bu kez adı FEMİNİSTE çıkar.
Bir yerde kendi fikirlerini söylemeye kalksa bırak ya bu feminist ayaklarını deyip en başından kesin hüküm konulur kuracağı cümlelerin her birine.
Ama kadın çok şey değil, sadece kendi olmak ister. Kendi olabilmek içinse ölümü dahi göze alır.
Gerçek dünyaya bir dönüp baksak her gün dünyanın farklı bir yerinde, ülkemizin farklı bir şehrinde bir kadın cinayetiyle karşılaşıyoruz. Sebep aranıyor, öldüren kişiyi aklamak için binbir neden ortaya konuluyor.
Peki sorarım, ölüm ne zaman haktır bir insana ya da hak mıdır?
Gayri müdafaa dışında asla ölüm de ötesi de berisi de hak değildir. Hak gören zaten insan değildir.
Bu konu o kadar uzar gider ki tarih hep kadınlar konusunda tekerrür ediyor. Devir değişiyor, zaman evriliyor, ırklar medeniyetler, dinler, diller, görüşler, kültürler değişiyor ama kadının konumlandığı o garip, güçsüz, bağımlı, kendi olabilmeye karşı çıkma eğilimi değişmiyor. Ve ne yazık ki hepsinin sonucu yine erkeğe bağlanıyor. Hatta yeri geliyor kadın dahi tek hakkı buymuş gibi inandırılıyor.
Erkektir yapar, erkektir döver, söver, aldatır…
Peki ya kadın, kadındır yapar dediğimiz ne var.
Çok mu konuşur? Alışveriş mi yapar? Gezer mi? Bunların tümü evet olsa bile bunların karşı cinse yahut kime zararı var.
İşte