En saf duyguları paylaştığımız, kötülük nedir bilmediğimiz zamanlardı çocukluk yılları. Riyasız, çıkarsız, zararsız dostluklar kurduğumuz... Aynı mahallenin sokaklarında koşturup saatlerce oyunlar oynardık. O fakirmiş bu esmermiş ne ehemmiyeti vardı ki? Önemli olan aynı duyguları paylaşmamız, birlikte eğlenmemiz değil miydi.
Büyüdük çok şey değişti hayatımızda, mal mülk, mevki kazandık fakat en önemli değerimizi, insanlığımızı kaybettik. O çocuk kadar olamadık... O siyah bu beyaz, o Arap bu Türk, o çerkes, bu kürt, şu laz, o sağcı bu solcu, o alevi bu sünni, o müslüman bu ateist diye diye ayrıştırdık insanları. Ve bunu büyük bir zevkle yaptık.
●●●
Scout ve Jem annelerini çok küçük yaşta kaybetmiş avukat olan babaları Atticus ve siyahi hizmetçileri Calpurnia ile birlikte Maycomb adında küçük bir kasabada yaşamaktalar. Scout ve Jem'in her yaz kasabaya gelen Dill adında bir arkadaşları daha vardır. Üçü bir yandan haylazlık yaparken aslında yetişkinlere ders niteliğinde hikayeler ve sözler çıkıyor tüm olaylardan. Scout ile Jem'e evinin önünden her geçişinde rahatsızlık veren yaşlı ve huysuz o kadının, Jem'in yaptığı bir yaramazlık sonucu ölmeden önce Jem'in cezası olarak bir aydan da fazla bir süre her gün kendisine kitap okumasını istemesi, bu sayede kadının kendine verdiği sözü tutması ve ölmeden önce morfin bağımlılığından kurtularak hayata gözlerini yumması etkilendiğim kısımlardan biriydi. Bu kısmı buraya da yazma ihtiyacı hissettim çünkü kitabın konusunu daha sonra düşündüğüm zaman ya da birisi sorduğunda sadece ırkçılığa karşı yazılmış güzel bir kitaptı deyip geçmek istemiyorum. Kitabın ana konusuna gelecek olursak babaları Atticus'un eğer kabul etmezsem çocuklarımın yüzüne asla bir daha bakamam dediği siyahi Tom Robinson'un davası... Tom Robinson, masum olmasına