Öykü Memiş

beklemek, bir şeyin yoluna ve haline girmesini beklemek, beklerken olacak olanın olması için gereken her türlü başka hale geçişlere, kalışlara tahammül etmek ne zor şeydi. başı da ortayı da sonu da bilip beklemek ne tahammülü güç şeydi.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
hatta Fransa’ya giderken içimde hiçbir duygu yoktu, ne kurtuluş ne keder. bu kurtulmayı da kederlenmeyi de bilmemekmiş. sonradan düşününce bulunmuş bir düşünce de olabilir bu. düşünmeye başlamak kederlenmeye de başlamakmış, bu nasıl ne vakit oldu, onu da bilemiyorum.
günlük hayatimiz günlük degil de ömürlük yaşanan bir yorgunluk ve kırıklık olarak akşamları üstümüze çöküyor, bir günü daha yuvarlamis olmak daha ne kadar ve neler kaldigini bilmemekle manâsiz bir bitiris olarak, yemedigim meyvenin soyulmus kabugu gibi önümde, yanimda duruyordu.
yok edicinin egemen olduğu bir kültürde doğması istenen tüm yeni hayatlar, gitmesi istenen tüm eski hayatlar, hareket etme yetisinden yoksundur ve o kültürün bütün yurttaşlarının ruhsal hayatları hem korku hem de tinsel kıtlıkla felç olur.
kadınlar, hayatlarının kapılarını açıp onun ücra köşelerindeki katliamı incelediklerinde, çoğu zaman en önemli düş, hedef ve umutlarının azar azar öldürülmesine izin verdiklerini görürler. orada cansız düşünceler, duygular ve arzular bulurlar; bunlar bir zamanlar hoş ve vaat edici olsa da, artık kanları çekilmiştir. bu umut ve düşler, ister ilişki arzusuyla, isterse de bir başarı, bir ustalık, bir sanat yapıtıyla ilgili olsun, insanın psişesinde böyle ürkütücü bir keşif yapıldığında emin olabiliriz ki, düşlerde de çoğu zaman hayvani damat olarak simgelenen doğal yok edici iş başındadır ve yöntemli şekilde kadının en çok değer verdiği arzu, ilgi ve özlemlerini tahrip etmektedir.