"Korku" Stefan Zweig'den okuduğum ilk kitap oldu ve beklentilerimi karşıladığını söyleyebilirim. Kitabın ana teması tabiki salt korku duygusunun anlatımı olmakla birlikte korku duygusunun insan üzerindeki fizyolojik etkilerinin ve sosyolojik etkilerininde de güçlü tasvirlerini görüyoruz. Bunun yanında korkunun kardeşleri ve kuzenleri olan kaygı, utanç ve çaresizlik gibi önemli bize ait duygularda işleniyor ve aslında benim anladığım kadarıyla bu duygularında hepsini, korkunun doğurduğu anlatılmak isteniyor. Baş kahramanımız "Irene Wagner" aracılığıyla Zweig bize içimizi sorgulama, duygularımızı tanımlama şansı sunuyor.
Irene Wagner varlıklı, küçük burjuva dedikleri sınıfa mensup, kendi halinde bir evliliği ve çocukları olan, hayatı fazlasıyla düz bir çizgide yaşayan bir kadındır, onun sınıfından olmayan genç bir piyanistle bir gönül ilişkisi yaşar ama bir süre sonra tehditler almaya başladığında hayatının mahvolması düşüncesiyle uçurumun dibine gelir ve düşme korkusuyla çırpınmalarını anlatır bütün kitap boyunca. Hatta bu düşebilme ihtimalinin Irene'de doğurduğu kötü kabuslarda, yazarın metaforik olarak bunu anlatmak isteği ilgimi çekti. Irene'nin rüyasında gösterişli elbisesinin üstünden kayıp gitmesini görmesinin kendi hayatının ellerinden kayıp gitmesiyle ilişkilendirildiğini düşünüyorum. Ve sonrasında herkesin, çevresindekilerin onun çıplaklığıyla eğlenmesi ve dalga geçmesi. Psikolojik tahlillerin yanı sıra çok güzel bir toplumsal yergi var burda.
Burjuvazi olayına gelirsek, Irene karakteri buna çok güzel bir örnek; şöyle ki Irene'in kocası saygın bir avukat ve hayatı lüks ve elit dediğimiz kesimlerdeki davetlerde ve organizasyonlarda geçiyor ve doğal olarak burnu biraz büyük ve bencil ve içten içe bu sanatçı ve yoksul kesimi hor görme ihtiyacı duyuyor. Genç