Küfür etmenin de bir şeyi olur ya biriyle şakalaşacaksanız bile gidin evin için şakalaşın balkonda da öyle bir küfür ederek şakalaşıyorlar ki zannedersin ne oldu.
Maide Ayet:41 Ey peygamber, ağızlarıyla "inandık" deyip, kalbleriyle inanmamış olanlardan ve yahudilerden küfürde yarış edenler seni üzmesin. Onlar yalana kulak verirler, sana gelmeyen diğer bir topluluğa kulak verirler, kelimeleri yerlerinden değiştirirler, "eğer size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının" derler. Allah birini şaşırtmak isterse, sen onun için Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar öyle kimselerdir ki, Allah, onların kalblerini temizlemek istememiştir. Onlar için dünyada rezillik var ve yine onlar için ahirette de büyük bir azab vardır.
Reklam
Kitap ve kahvenin iyileştirici bir etkisi var..Ne zaman hüzünlü,sinirli ve stresli olsam bir kahve içtikten sonra hepsi yavaş yavaş kayboluyor.Çalıştığım birkaç senede sabahları hep midem bulanırdı ve sabah erken saatlerde kahvaltıdan sonra türk kahvesi içmeye başladım..Gerçekten midem bulanmamaya ve sabahları daha dinç hissetmeme sebep oldu.Biraz stresli bir dönemden geçiyordum ve stresimi azalttı.Kesinlikle iyileştirici bir etkisi olduğunu düşünüyorum hemde kesinlikle.Şimdi de öyle..Bir termos,bir fincanla günümü güzelleştiren kahveye teşekkürler :) ama eğer dışarı çıkıyorsam starbucks da çok başarılı kahve konusunda..Sizlerin kahveyle arası nasıl :)
Garın İçinde Kaybolan Ruhlar..
Tren garı geceleri başka bir şeye dönüşüyordu. Gündüz insanların aceleyle geçtiği o kalabalık yer, gece olunca sanki bütün yorgun ruhların uğradığı sessiz bir bekleme salonuna dönüyordu. Saat gece üçe yaklaşıyordu. Tavandaki eski hoparlörden boğuk bir anons geçti ama kimse gerçekten dinlemiyordu. Çünkü orada bulunan herkesin aklı başka yerdeydi. Bazıları gitmek istediği yerde… Bazıları dönemediği geçmişte… Bazılarıysa artık hiçbir yere ait hissedemediği kendi içinde. Banklardan birinde oturuyordu. Dizlerinin üzerinde siyah bir çanta vardı. İçinde birkaç kıyafet, yarım bırakılmış bir kitap ve buruşturulmuş birkaç kâğıt… İnsan hayatını küçücük bir çantaya sığdırabiliyormuş meğer. Başını kaldırıp garın içindeki insanlara baktı. Bir köşede uyuyan yaşlı adam… Annesinin omzunda uyuyakalmış küçük çocuk… Telefon ekranına boş boş bakan genç kız… Sessizce ağlayan biri… Sarılıp vedalaşan başka biri… Hayat aynı anda herkese başka bir şey yaşatıyordu. Kahve otomatına yürüdü sonra. Plastik bardakta verdiği kahveyi aldı. Sıcaktı ama ellerini ısıtmıyordu. Çünkü bazı üşümeler derinin altında başlıyordu. Geri dönüp yerine oturdu. Tam karşısındaki duvarda eski bir saat vardı. Saniye sesi garın sessizliğine karışıyordu.
Duygular
Bazı Acılar Gürültüsüz Gelir..
Gece yarısını geçmişti. Şehrin bütün ışıkları yanıyordu ama insan bazen ışığın en bol olduğu yerde bile karanlık hissedebiliyordu kendini. Odasının tavanına uzun uzun bakıyordu. Sanki tavandaki çatlak biraz daha büyüse içindeki her şey dökülüp ortaya çıkacaktı. Telefonu yüzüstü duruyordu yatağın kenarında. Bildirim gelmiyordu. Ama yine de eli birkaç dakikada bir gidip ekranı çeviriyordu. İnsan en çok da olmayacağını bildiği şeyleri beklerken tükeniyordu çünkü. Pencere hafif aralıktı. Dışarıdan rüzgârla beraber uzak araba sesleri giriyordu içeri. Bir de sokak lambasının altında birbirine bağıran iki insanın sesi… Sonra sessizlik. Sonra tekrar rüzgâr. Yorganı biraz daha üzerine çekti ama üşümesi havadan değildi. Bazı geceler insanın içi soğurdu. Ve ne yaparsa yapsın ısınamazdı. Başını yana çevirdiğinde çalışma masasının üzerinde yarım bırakılmış bir defter gördü. Sayfanın ortasında sadece tek bir cümle vardı: “İnsan en çok, kimseye anlatamadığı şeylerden yoruluyor.” Uzun süre baktı o cümleye. Sonra gözlerini kapattı. Çünkü insan bazen kendi kurduğu cümlelere bile dayanamayabiliyordu. Son zamanlarda içinde garip bir ağırlık vardı. Böyle göğsünün tam ortasına oturmuş görünmez bir taş gibi… Nefes alıyordu ama sanki ciğerlerine hava değil de yorgunluk doluyordu. Sabahları uyanıyor, insanlarla konuşuyor, gülüyor, cevap veriyor, hayatına normalmiş gibi devam ediyordu ama içinin bir yeri çok uzun zamandır sessizce çöküyordu.
Duygular
Bugün bir şeyi fark ettim. Neden maço erkekleri kadınların bir kısmı seviyor? Sanırım bunun sebebi sertliğin erkeklik, yumşak huyun kılıbık gibi görülmesi. Bazı kadınlar birlikte olmak değil, sahiplenilmek istiyor. Sağlıksız kıskançlığın da gerçek bir adamlık olduğunu sanıyor. Kabul ediyorum. Ergenken bu tip insanlar değişir sanardım. Kitaplarda değişiyordu. Büyüdüm. 19 yaşıma geldim. İlk sevgilim o yaşta olmuştu ve o maço değildi ama keko bir zihniyeti vardı. Bence kekoluk ile maço olmak aynı şey değil. Neyse! O bir elit keko denememdi. Sevmedim. Sapık çıktı. Sadece 3 gün sevgili kaldık. İkinci olan bayağı sağlıksız bir kekoydu. Uzun ilişkimiz olsa maço olurdu. 2 hafta dayandım. Bitirdim. Üçüncü sevgilim aşırı geniş gibi gözüken, Kıskanmayan ama alkol içmemi kısıtlamaya çalışan biriydi. Dinlemeyip içtim. Zamanla ilgisizliği ve onun sıkıcılığı beni bunalttı ayrıldım. Dördüncü sevgilim maçı veya keko değildi. Yumuşak ruhlu biriydi. Küfür bile sık etmezdi. Beşinci erkek arkadaşım keko değildi ama maçoydu. Benim mekanda içki içmemi istemiyordu kafe bile olsa. Hatta sadece kendisinin yanında içmemi istiyordu. İçki içmemi istemiyordu. Ancak az içmeme tolerans göstermeye çalışıyordu. Gizlice söylemeden onsuz içtim. Yani keko veya maço olmayan ama sünepe ya da maskülen enerjisi düşük birini istemezdim. Mesela yemek yapan, yapmayı seven erkek gözümde maskülen gelir çünkü hâlâ yemek yapmanın kadın işi olduğunu öne süren ezik erkekler var. Temizlik yapan, bilen erkekler bana maskülen gelir çünkü temizliğin cinsiyeti yok ve çoğu erkek hâlâ elini bir işe atmaya eriniyor. Küpe takmayı, saçlarını uzun kullanmayı erkekliğini düşürmeyecek görecek kadar özgüvenli gerekirse ve istiyorsa yapan erkekler maskülen gelir bana. Bir kadın veya erkek zor durumda kaldığında kaçıp giden değil,
1000Kitap
Reklam
Reklam