Hiçbi' şeyden çekmedi dünyada nasırdan çektiği kadar Hatta Çirkin yaratıldığından bile o kadar müteessir değildi Kundurası vurmadığı zamanlarda anmazdı ama Allah'ın adını Günahkâr da sayılmazdı Yazık oldu Süleyman Efendi'ye Mesele falan değildi öyle "To be or not to be" kendisi için Bir akşam uyudu Uyanmıyıverdi Aldılar, götürdüler Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü Duysalar öldüğünü alacaklılar Haklarını helal ederler elbet Alacağına gelince Alacağı yoktu zaten rahmetlinin Tüfeği depoya koydular Esvabını başkasına verdiler Artık ne torbasında ekmek kırıntısı Ne matarasında dudaklarının izi Öyle bir rüzigâr ki Kendi gitti İsmi bile kalmadı yadigâr Yalnız şu beyit kaldı kahve ocağında El yazısıyla "Ölüm Allah'ın emri Ayrılık olmasaydı"…
Eylül”üm. Güzeller güzelim. Annemmmmm. Saçlarına nazar boncuğu taktığım. Sarıp sarmaladığım. Yoldaşım. Yarınım. Sırdaşım. Güzel kızım benim. Gelemedim diye kızgınsın bilirim ama anneler bazen böyledir. Yeterim sanar, çabalar çırpınır son gücüyle hadi bi kere daha kalk dese de yetemez bazen. Düşer kalkamaz. Çıkarım sandığı kuyulardan çıkamaz bazen. Güçlü görünürler elbet ama onlar da bazen güçsüz düşerler. Halimden anlarsın bilirim. Yormazsın hiç. Hep dinlersin, Susan yanlarımı konuşturur, Yaralarıma su serpersin. Hayalinle sarar sarmalarsın sen de beni. Gönül koymaz açarsın hep kollarını.. Ben biraz babanla sohbet edeyim sen de dinle bizi emi. Çünkü babana doyamıyorum son zamanlarda. Yolumu aydınlatan bir ışık gibi içimi de aydınlatıyor son zamanlarda. Yaşadıkça yaşayasım, Sevdikçe sevesim, Sardıkça sarasım geliyor. Bi gün dünyaya geldiğinde gülüşünle babanla yarış istiyorum.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir umudum sende..
Öyle yıkma kendini, Öyle mahzun, öyle garip... Nerede olursan ol, İçerde, dışarda, derste, sırada, Yürü üstüne - üstüne, Tükür yüzüne celladın, Fırsatçının, fesatçının, hayının... Dayan kitap ile Dayan iş ile. Tırnak ile, diş ile, Umut ile, sevda ile, düş ile Dayan rüsva etme beni. Gör, nasıl yeniden yaratılırım, Namuslu, genç ellerinle. Kızlarım, Oğullarım var gelecekte, Herbiri vazgeçilmez cihan parçası. Kaç bin yıllık hasretimin koncası, Gözlerinden, Gözlerinden öperim, Bir umudum sende, Anlıyor musun ? youtu.be/4g9W8t2_qKg Hasretinden Prangalar Eskittim Ahmed Arif
Mavi Yaka İncili
Bu şehirde yaşamanın bir imkanı var mıydı sorusuyla uyandı. Gözlerini açmasına rağmen uykunun dağılıp gitmediği, tam tersine vücut bütünlüğünün bekasına ters düşen bir düşten uyanırcasına kendisini bir kuşkunun ortasında buldu. Nefes alış verişini saydı. Sonra saatine bakıp yeniden zamanda süzülen bir yamaç kartalı gibi kaldırımda yürüyen insancıkları dişlemeye, bebekleri kundağından söküp derin vadilerin uç alüvyonlarına bırakmaya ant içti. İnsan hiçbir şey yapmak istemediğinde, ya da bir şeyler yapma hakkı elinden alındığında hayali cinayetler işleyip bundan aklanma senaryosu kurar zihninde. O da öyle yaptı. İneceği durağa karşı bir aşk beslemişti kimi zaman. Çoğu zaman sırf ineceği durağı düşlemek için biniyordu otobüse. Birde insanların onu ineceği durakta görüp 'ne adammış bu be! - -nasıl da hatırlıyor ineceği durağı tarzındaki haklı gurur nidalarına bıyık altından gülümseyerek ve göğüslerini şişirerek 'hehehe, ne sandınız beni' diyip evine gitmeyi de bulunmaz bir nimet belliyordu. Şimdi oldu mu bu. Yani bu düşünceler ne kadar da sefilce. Yalnızca Memlük sarayında bir kölemen bu kadar tik tak ehli olup anadan üryan tepetaklak olabilirdi. O da öyle yaptı. Yaprağa yeşil rengini veren klorofile dua edip ağaçları seyretti biraz hüzünle. Biraz hüzünle yaptığı şeyleri hatırladı. Ne kadar hüzünlendiyse artık unutmayı da bir erdem sayarak ağrıyan yerlerini güneşe çıkardı. Adam hastaydı. Güneşten saklanacak kadar bile korkuyordu dünyadan. İnsanlar tarafından bir hayli hırpalanmıştı. Gözlerini hiç nazar değdirecek kadar eğitmediğinden, dilini hiç budaktan sakınmayacak kadar sivriltmediğinden kıyıda kalmıştı. Göbeği eksen eğikliğinden kaynaklı diyabet iken, torbasında rızık adını verdikleri gayriahlaki savaşın hücum boruları ötüyordu. Kaşlarını eğip topal adımlarla, kambur
Yazık Oldu Süleyman Efendi 'ye
Hiç bir şeyden çekmedi dünyada nasırından çektiği kadar, hatta çirkin yaratıldığından bile o kadar müteessir değildi. Kundurası vurmadığı zamanlarda anmazdı ama Allahın adını, günahkarda sayılmazdı. Yazık oldu Süleyman Efendiye, mesele falan değildi. Öyle "to be or not to be" kendisi için Bir akşam uyudu, uyanmayıverdi. Öldüğünü duyarsa alacaklılar, haklarını helal ederler. Elbet, alacağına gelince, alacağı yoktu zaten rahmetlinin. Tüfeğini depoya koydular, esvabını başkasına verdi. Artık ne torbasında ekmek kırıntısı, Ne matarasında dudaklarının izi. Öyle bir rüzgâr ki, kendi gitti, ismi bile kalmadı yadigâr. Yalnız şu beyit kaldı kahve ocağında, "Ölüm Allahın emri Ayrılık olmasaydı." Orhan Veli Kanık
Mahur Makamı
Mahur, insanın içindeki o ince sızıyı bile asil bir tebessümle sarıp sarmalayan makamdır; öyle bir edası var ki, hem dert ortağın olur hem de içini açar. İnci Çayırlı Hocadan dinleyin... youtu.be/M-Zuy-1noZg?si=...