Kahraman Deniz-Böyle Sever
Saçından güneş mi doğdu gecem niye böyle gün gibi? Bakma bana öyle zalim git de bir aynaya bak! der gibi...
Ya olduğu gibi ya da olduğumuz gibi sevip sevilelim
Bir şeyi ya olduğu gibi kabul ediyorum ya da etmiyorum: Sade sodaya limon sıkmadığım gibi kahveye veya çaya şeker de eklemiyorum. Normalde yoğun tadları hiç sevmem ama kahveyi evde yapacağımda "Asra zift gibi yapıyor. Ben yaparım." diye ablam gidiyor. Bazen yapıp götürdüğümde "Zift içirmeyeceksin değil mi?" deyip gülüyordu. Ben de "Imm bugün vicdanlı günüm o yüzden bu sefer size göre hazırladım." diye gülüyordum. Ama benim azaltmış halim onlara hafif yine acı geliyormuş. Bir de bana demez mi "Sen eskiden nescafeyi yoğun sütlü içerdin. Neden Türk kahvesini zıkkım gibi içiyorsun?" "Artık çocuk olmadığım ve de baya yıl geçmiş olduğu için olabilir sanki ha, değişiklik ne garip (!)." deyip muzip ses tonuma bakışlarımı da eklemiştim. Aromaları baya hafif seviyorum, hafif halleri bana normal geliyor: Dokundurtmak yetiyor. (: Kendisi bunu bildiği için kahveyi böyle içmeme şaşırıyor. Ki ben aslında hep yaptığım gibi yaparken onlar azaltmış ama farkında değiller. Bazen o gelir "Bugün kahveyi ben yapacağım, nedense ağız tadıyla içmek istiyorum. Zehirlenmek değil der." Bazen ben de "Bugün kahveyi ben yapmak istiyorum kaç gündür özledim. Su içmek yerine keyifle kahve içmek istiyorum." derdim. Bir ara ilk kez içemediğim kahvenin telvesi küçük kupanın %65' i falandı. Ve söz de babam için yorgunluk kahvesi yaparken mayışmış olduğumdan ne kadar koyduğumu hem hatırlayamadım hem de ölçemedim. Kahveyi aldım babam ilk yudumunu içerken yüzünü buruşturmuş ama bir şey demedi. Ben de hiç ona bakmadığım için fark etmedim ta ki 3-4 yudumdan sonra telveye yetişip "Asra sen kahve değil telve yapmışsın. Direkt bardağa kahveyi atıp getirseydin daha hafif olurdu." deyince ilk şaka yapıp uğraştığını sandım. Sonra kendim yudum alırken "Oww cidden bu ne, içilecek kısmı o kadar az ki en azından
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Gerçeklerde biraz (: Yok kendime dahi torpil yok.
Yaşarken olenler, olmüşken yaşayanlar, oldüğü için ölenler... Hayatımda sevdiğim tek tük insan vardı. Toprağa dönüştüler. Şerefsize dönüşenlere bir şey olmadı. Ya yaşarlarken ya da olmüşlerken kaybettim. Sevdiklerim olarak kaybettim ama asıl kaybeden o yaşayanlardı ama oldükleri için umrumda değiller ve o yüzden kayıp ya da kazanç olayına bile değinmiyorum. Daha küçük acılarda omurgasını yamultanları affetmeyeceğim. Onlar da kendini affetmesin. Ya da pek bir şeye maruz kalmadan çok şeye maruz bırakanları. Hayatın zorlaştırıcılığında rol oynayan herkes suçlu. Ve affetmiyorum. Bugün affetmeyen tarafındayım. Büyük oldukları için hürmet beklerken büyük gibi davranmayanlara ise öfkem de var. Yaşınız aşağılık oluşunuzu örtememiş. İğrenç oluşunuzu kapatmamış ne saygısı? Beni ölünce beni yiyecek olan kurtçuklara dahi saygıyla yaklaşırken onlar bir kurtçuk seviyesinde bile değil. Ne saygısı cidden? Acizlik ve pştluk saygı duyma algıma girmiyor. İnsan o yaşına kadar hiç mi kendini sorgulamaz, hiç mi kendini adam etmeye çalışmaz, hiç mi bir şeyleri düzeltmeyi düşünmez? B.k yemeye başlayıp nefeslenmeye dahi fırsat bırakmamışlar. B.k havuzu olup yaşlarından ötürü, sadece yaşlarından ötürü böbürlenerek yürüyorlar. Büyümek gerçekten saygıya baksaydı çoğu insan Dünyaya geldiği ilk andaki haliyle kalırdı. Bu senin emeğinle ya da çabanla hak etmiş olduğun bir şey değil. Ne saygısı? Benden fazlaca gün yaşamışsın. Ona rağmen bir halta yaramamış. Ne saygısı? Saygıya da basit gözüyle bakıyorsunuz: Yaşla sınırlandırılması ya da yaşın içinde olması basitliğini gösteriyor. Ezberden bozma hiçbir şeye saygım yok. Ağlayarak amel defterlerine yazabilirler. Layıkıyla olamamış olduğunuz hiçbir şeye saygı duymam ben. Mesafeden ikinci çoğulla konuşurum, saygıdan değil. Siz de aslında hak etmediğinizi
Duygu ve Düşünce
İnşaatın dokuz onuncu katlarına kadar çelik kapı taşıdığım yılları unutamıyorum.Bir de iş bitiminde ustamın çektiği muameleyi; "Eve git ve yaralarını sar, bazen huzur bulmanın tek yolu uzaklaşmaktır, eminim ki öyle yada böyle zaman bizi bir araya getirir."
Korkmadan Sevebilmek...
Kaybetmekten korktuğun şey, çoğu zaman senin değildir zaten. Onu öyle sıkı tutarsın ki, parmaklarının izi çıkar üstüne; sahiplenmek sandığın o kavrayış, aslında bir tür nöbettir... Uyumadan, gözünü kırpmadan beklersin: ya giderse, ya bir sabah yanında olmazsa, ya seni bırakırsa diye vee farkında olmadan, korktuğun şeyi yaşamaya başlarsın daha o gelmeden. Kaybın kendisinden çok, kaybın gölgesi yorar insanı. Oysa bir şeyi gerçekten sevmek, onu açık avuçla tutabilmektir. Kuşu öldüren, kafes değil bazen; çok sıkı kapanan eldir bilesin. Sevdiğin şeye "git, kal, ne istersen" diyebilmek, işte o korkunç cömertlik, sevginin en olgun hâlidir. Çünkü kalan, zaten senin olandır; gitmek isteyen ise hiçbir zaman senin olmamıştır, sen sadece henüz kabul etmemişsindir bunu. Bırakmak, vazgeçmek değildir. Vazgeçmek soğuktur, sırtını döner. Bırakmaksa sıcaktır, yüzü hâlâ sana dönüktür ama elleri gevşemiştir. Bir tür güvenmektir aslında: hayata, akışa, kendine. Tutmadığında da ayakta kalabileceğine inanmaktır. En çok korktuğun şeyi serbest bıraktığında tuhaf bir şey olur; birden nefes alacak yer açılır içinde. Meğer onu tutarken, kendini de tutuyormuşsun. Onu salıverdiğinde, asıl kendini özgür bırakırsın kendine. Belki de hayat boyu öğrenmemiz gereken tek şey budur: sevdiğimiz hiçbir şey bizim mülkümüz değil. Hepsi bizimle bir süre yürüyen yolcular. Önemli olan, ne kadar sıkı tuttuğumuz değil; yürüdüğümüz süre boyunca yanımızda olmalarına ne kadar müsaade ettiğimiz. Aç elini. Korkma. Senin olan, açık avucunda da durmayı bilir unutma... Quintessentia
Gözyaşı en ağır yüktür Her kim sabah kalkar kalkmaz, sövüp sayar, giybet eder ve dilini boş şeylerle meşgul ederse, o kişi haram yemiştir. Alıntı Karadenizli idris Kaptan yıllarca Hamsi ticareti ile uğraşırdı usta ve hünerli bir avcıydı denizde av yasağı ilan edilirken o sabahleyin kalkar kalkmaz dursun kaptanı kaldırdı hadi vira bismillah tornistan kaptan diyip birazda sövdü saydı recep git oğlum yıka gemiyi askerlik çok botu bağlamayı bırakıp kenara koyduğun günde gelir mutlaka ama sabretmelisin dedi Karadenizin diğer bir köy evinde ise Temel kaptan sabah erkenden uyandı bu yıl denizde rızkımız kapandı Allaha hamd olsun nerede bir yasak varsa uymalı yiyip içip israf etmemeliyiz diyip Kuraana yöneldi bitirmesi gereken hatimler vardı nede binlerce rızık kapısı vardı öyle değilmi Mustafa diye sordu çocuğuna Mustafa Allah bizim için denizi ikiye ayırmış firavunu denizde boğmuş işte bizde böyle merhametli olmalıyız diyordu küçük nemoya yemini verirken idris usta ise hiç bir uyarıya aldırış etmedi balık popülasyonu yüzde 49 azaldı çocuklarada biraz balık bırakın deselerde onun gözü sadece kendi ekmeğini kazanma derdindeydi balıklar ağlara dolmuştu fakat  o küçük diyip insafsızca ağın içine attığımız balıkların gözünde yaşlar vardı balıkçılar şiddetli fırtınaya çıktığında şöyle derlerdi gözyaşından bir kolye yapmayın kendinize çünkü taşıması en ağır yük sebepsiz  yere döktüğümüz gözyaşlarıdır
Duygu ve Düşünce