'ama öylece oturup sonsuza kadar yaralarımıza baka'biliriz bence..
Başımı alıp dağlara çıkacağım Avazım çıktığı kadar haykıracağım Dağlar taşlar yıkanacak gözyaşlarımda Beni onlar anlayacak derken... Ben "sen" anla diyordum aslında. Baktın öylece... Anlayamadın... Metin Vural
Reklam
Üşüyorum
Ne seni anlamaya yetti zaman, Ne beni anlamana. Dereden tepeden konuştuk; Havadan sudan, giyimden kuşamdan, Ölümden, yaşamdan, Bir olmaktan, ayrılıktan, yalnızlıktan, kalabalıktan, Filmlerden, kitaplardan, mutluluktan, gözyaşından... Ellerin iç dünyasından söz ettik. Bu dünyayla başkalarının dünyasıydı uzun uzun anlattıklarımız, Bir de dost, arkadaş muhabbetleri... Kendi dünyamızdan söz etmedik hiç. "Başımı alıp dağlara çıkacağım, Avazım çıktığı kadar haykıracağım. Dağlar, taşlar mı utanacak gözyaşlarımdan? Beni onlar anlayacak," derken; Ben "Sen anla" diyordum aslında. Baktın öylece, anlayamadın. Teselli edecek sözler aradın, Çığlığı duyamadın. Suskun olduğum günlerde yüreğimin neden buz tuttuğunu düşünmedin hiç. Girip gözbebeklerinden bana bakmaya zaman mı yok, yürek mi, bilmiyorum. Ben beni anlatmaya yetmedim, biliyorum. Seni anladım mı yeteri kadar, şimdi düşünüyorum... Sar beni Üşüyorum.. Yıldız KENTER
Beni niye bırakıp gittin Müzeyyen? - Elimde değildi, kendime engel olamadım. Ona aşıktım. Seni üzmek istemezdim ama kendimden de vazgeçemedim. - Değdi mi peki? - Mesele bu değil ki, yaşamam gerekiyordu yaşadım. Ama biliyorsun işte bitiyor en nihayetinde her şey gibi. - Çay için teşekkürler. - Gitme! Lütfen! Diyelim ki gitmedin. Seninle beraber olmaya devam ettik. Ne değişecekti? Ne yapacaktık?-Sevişirdik. Başka? Sabahları beraber uyanırdık. Ben senden önce kalkardım. Senin uyuyuşunu izlerdim. Sonra sen uyanırdın. Bana gülümserdin. - Sonra? - Sonra, sabahları çayı tek şekerli içtiğini, günün diğer saatlerinde şekersiz içtiğini biliyor olurdum. O ilk şekeri ben atardım çayına, zarifçe eritişini izlerdim. - Sonra? - Sonra, en çok boynundan öpülmeyi sevdiğini biliyor olurdum. Güzelmiş. -Sonral dışarı çıkardık. Dışarıda yağmur yağıyor olurdu. Biz şemsiyeyi almazdık. Sırılsıklam olurduk. Sonra sen bana sokulurdun. Ama saçağın altına hiç girmezdik. Sonra sen üşütürdün. Ayakların buz gibi olurdu. Ben sana en sevdiğin o mavi çoraplarını getirirdim. Sonra bayramları babaannenin mezarını ziyaret etmeye giderdik. - Gider miydik gerçekten? - Giderdik. Hayatta en sevdiğin kadın için ağlayışını izlerdim senin. Hiçbir şey yapmazdım; gözyaşlarını silmezdim, seni teselli etmezdim. Orada öylece ağlayışını izlerdim senin. Başka insanların mezarlarının arasında dolaşarak, hayatın ne kadar şahane bir şey olduğunu düşünürdüm. Sonra hiçbir şey yapmazdık. öylece otururduk. Çok bilinmeyenli bu sorunun yanıtını arardik. Hayat bizi yalancı çıkarana dek, bulduğumuz cevapları doğru sanırdık. - O zaman, bir çay daha içelim mi? - Daha fazla çay içmek istemiyorum ben.
Zehra...
Geçen sene Aşura gecesinde içim sıkıldığı için kendimi yollara atmıştım. Sokakta birkaç insandan başka bir şey yoktu, ellerinde Hüseyin yazan kurdelelerden, yeşilli siyahlı bayraklardan başka bir şey taşımayan insanlar... Yaşadığım şehirde mezhep çeşitliliği çok fazladır. Öyle boş boş yürürken biri seslendi "Zehra!" diye. Umursamadan yürümeye devam ettim yine bağırdı Zehra diye. Ben hayatımda bu kadar acı bir ses duymamıştım, sesin sahibini ararken bir ağacın altında adamı gördüm. Elinde dağıttı suların kolisi, öylece oturuyordu. Bizim bu bölgede erkekler genelde yaşı kendinden küçük kızlara "ana" diye seslenir. Ona baktığımı anladığında "Gel Zehra Ana" dedi. Biraz daha yaklaştım, ağlıyordu. Ayağı sakattı, yardım istedi, yardım ettim. Yanından ayrılırken yine Zehra dedi bana. Bazen kafamın içinde yine o adamın sesini duyuyorum, Zehra diye sesleniyor bana. Tırnağı dahi olamam ama bu beni çok çok etkilemişti. Niye anlattım bilmiyorum ama bu günler hepimizin içinde bir yangın gibi yanıyor diye düşünüyorum. Rabbim, Resulullah (sav)'ın ehlibeytinin sevgisiyle bizi şereflendirsin, Cennet'in kadınlarından biri olan Hz. Fatıma annemizin dizinin dibinde oturabilme şerefine nail etsin.
Herkese günaydın. Bugün başınızı gökyüzüne kaldırın ve gözlerini kapatıp biraz öylece kalın, iyi gelecek..
Reklam
Reklam