İnsan bazen durup düşünüyor; kalbimiz sıkıştığında gözümüzü neden hep o uzak, karlı zirvelere dikeriz? Huzuru neden hep erişilmez olanın o mesafeli yalnızlığında ararız? Oysa hayatın asıl fısıltısı, hemen ayaklarımızın dibinde, rüzgarda hafifçe salınan şu beyaz kır çiçeklerinin sessizliğinde gizli. İlk sert rüzgarda dökülecek kadar kırılgan çiçekler ve asırlardır orada öylece duran sarsılmaz dağlar... Bu tezatlığın ortasında, uzaktaki o gürültülü şehir silüeti anlamını tamamen yitiyor. Galiba bütün mesele, dağların heybetine kapılmadan, gökyüzünün bu hudutsuz maviliği altında kendi toprağında asilce çiçek açabilmekte…