Ben kadınım, sen erkek. Ben aç kalamam belki; ama sen, çarığına koyduğun taşları kaynatıp çorba diye içerek savaşabilirsin. Ben bunu yapamam belki; ama ben, soğuktan donan bebeğimin üstüne örtemediğim battaniyeyi, kurşunların üstüne örterim. Öylece yürürüm cepheye. Ben işte; bebekten bir yürek, kurşundan bir anne.
Bir yerlerde okumuştum; 'İnsan, kalbi kırık doğar, hayatı boyunca o kırıkları birleştirecek birini arar' diyordu. Ama bazen öyle bir an geliyor ki, o kırıkları bir araya getirmeye çalışırken parmakların kanıyor. Bakıyorsun, ne yaparsan yap dikiş tutmuyor o eski kumaş. İşte tam o eşikte, elindeki o keskin parçaları öylece yere bırakmayı öğreniyorsun. Varsın eksik kalsın, varsın tamamlanmasın bu hikaye. Çünkü bilirsin; bu hayatta en çok enkazı tek başına kaldıranlar anlar gecenin dilini. Bir şarkı çalar uzaklarda bir yerde, senin hiç gitmediğin bir sokağa yağmur yağar, bir çocuk hiç bilmediği bir oyuncağa küser... Hepsi gelir, senin o yıkık dökük odanın ortasındaki sessizliğe eklenir. Yalnız değilsin bu buruklukta, sadece çok kalabalık bir sessizliğin parçasısın."
Reklam
Sustu içimde kopan fırtınalar... Artık konuşmak anlamsız. Bir kenara koydum her şeyi; oturdum taburemin üstüne ve bütün savrulanları izledim. Saatlerce izledim... İçimden kopup gidenler neydi? İçimdeki her şey nereye gitmişti? Sorup durdum... Cevap alamadım. Yüreğim, bana küsmüş bir çocuk gibiydi. Benimle konuşmayı da düşünmeyi de reddediyordu. Acıtmıştı... Benimle konuşan, benimle düşünen tek şeyin beni terk etmesi. Öylece oturdum. Rüzgârın savurduğu yapraklar gibi dağılan düşüncelerimi, bir daha geri dönmeyecekmiş gibi uzaklaşan hislerimi izledim. İçimden kopup gidenlerin ardından sadece bakakaldım. Belki de bazı gidişlerin peşinden gidilmezdi. Belki de insan, en çok kendi içinde kaybolurdu. Ve o gün anladım ki; bazen yorulan beden değil, ruhtu. Bazen susan dil değil, kalpti. Ben ise uzun zamandır içimde sessizce ağlayan o kalbin sesini duymamıştım. Şimdi ilk kez hiçbir şeyi düzeltmeye çalışmadan, hiçbir şeyi tutup geri getirmeden, yalnızca dinlenmek istiyorum.
Boş ver ! sözler söylenince eskir .. anlatığın kadar sanılırsın ! öylece bilinirsin !
Her şeye ragmen elimden tutanı sececegim öylece durup izleyeni degil.
Gökyüzümün tavanında parlar o güzel çehren, Baktıkça alır aklımı her bir zerren. Ne vahim bir ayrılıktır ki bu; El süremem yârim sana ben. Öylece gam kuyularında Gezer durur bu avaren... Ne vakit ki sana kavuşabilirsem, İşte o an yükseleceğim arz-ı kubbeye ben. N.R
Şiir
Reklam
Reklam