"Ölmek, sadece eskiyen ve artık taşınması zor olan bir giysiyi çıkarıp atmak gibidir. Önemli olan o giysinin içinde ne biriktirdiğindir. Doğada hiçbir şey kaybolmaz, sadece biçim değiştirir. Ağaç toprak olur, toprak yeni bir fidanı besler. Biz de öylece rüzgara, dağlara ve sevdiklerimizin ruhuna karışırız."
Vicdanın herkeste olduğunu sanıyorsanız büyük yanılıyorsunuz. Ve bütün bunların abartı olduğunu düşünüyorsanız üzgünüm, bunlar dümdüz gerçekler. Abartı olan sanırım gerçekten korunmam olurdu.
Vücudumdaki onlarca kemer izi ya da bu izlerin çoğunu hayatımın sonuna kadar bedenimde taşıyacak olmam değildi canımı yakan. Asıl can yakıcı olan, insanların yardım edecekmiş gibi görünüp beni katilimin ellerine öylece bırakmalarıydı. Görüyorlardı, duyuyorlardı ama bu onların sorunu değildi. Bu, benim sorunumdu. Acı çeken ya da sürekli ölmek üzere olan onlar değildi ki bana gerçekten yardım etsinlerdi...
Aile meselesi.
Babayla oğul arasına girilmez.
İleride düzelir.
Büyüуünce geçer.
Bunlar herkesin başına geliyor.
Bunu acı sanıyorsan bir de benimkini dinle...
Üzgünüm ama gerçekler bunlardı. Hani derler ya Tanrı akıl dağıtırken sen şemsiye mi tutuyordun diye. Aslında vicdan dağıtırken şemsiye tutardı çoğu insan. Vicdan, insanlık demekti ve insanlığın nesli tükenmişti.
Gün dönerdi, benzi solardı kahkahamın. Kapardım kapımı gevşeyen bir yanımla ve her gece yatağımda bir engerek bulmanın sürüngen iğrentisiyle dolardım. Sesin öylece kusmuk gibi kalırdı ağzımda.
"Öpüşmeyelim de gel,
Adı konmamış şeyler yapalım.
Seni koklayarak teğet geçeyim yolun birinde.
Önemsiz bir sokakta seni karşıdan izleyeyim,
Ya da iki yabancı gibi karşılıklı oturalım trende,
Olasılıklarımızın tersini yaşayalım.
Gel, tanımlanmamış sevişmeleri keşfedelim,
Giriş gelişme ve sonuca aykırı,
Ehlileşmemiş bir çılgınlıkta duralım.
Öylece duralım, öylece sırt sırta,
Aşağıya bakanın kim olduğu önemli olmadan bir uçurumun kıyısında.
Rüzgâr kuruyan dudaklarında ve burnunun soğuktan hissizleşen ucunda."