Dalgalı bir denizin ortasında parçalanmış bir kayıksın. Ne sahile varabiliyor ne de dibe batıyorsun. Öylece denizin ortasında pervasızca sallanıyorsun.
Alıntı
Bir büyük boşlukta bir çığlık kopmuş gibi. Çığlığı atan görünürde yokmuş da, ses hala çınlayarak devam ediyormuş gibi. Bir uçurumdan düşerken kolundan yakalayan el uçurumun kendisine dönüşmüş gibi. Bir uçurumdan düşüp öylece hareketsiz kalmış gibi. Dünya aniden bitmiş, bundan sonrası ölüm gibi. Ölmedi. Bundan sonrasını da yaşadı. Bundan sonrası? Taşıdı. Taşıdıkça ağırlaştı.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Günlerle ve gecelerle ne yapacağımı bilmiyorum, özellikle öyğe sonralarıyla ne yapacağımı hiç bilmiyorum, üzüntü oralara saklanır, kımıldamayan bir kedi gibi, öylece durur ve sana bakar, odanın ortasına çökmüş bir manda gibi, etrafından dolaşmanın hiçbir yolu yok.
Öylece uzandım, gün batımını düşündüm, rengini hatırlamaya çalıştım. Kırmızıyı değil, diğer tonları hatırlamak istiyordum. Birkaç kez hatırlayacak gibi oldum, bir zamanlar tanıdığınız ama çoktan unuttuğunuz insanlar gibiydi bu renkler, büyüklüklerini, tonlarını ve duruşlarını hatırlıyordunuz, ama bunları bir araya getiremiyordunuz.
Alıntı
Kendime yakınlaşmak…
Ben belki de herkesin ara sıra hissettiği gibi buralardan kaçmak istiyorum. Uzaklaşmak ve yalnızlaşmak biraz... İnsanlardan uzaklaşıp da kendime yakınlaşmak.. Neden, kimden, nereye ve nereden diye düşünmeden kaçmak. Vakti dert etmeden, hiç bakmadan saatlere, öylece ve öylesine...
Alıntı
Kendi hayatımın bulmacası ise öylece kaldı. Bir sürü boş kutu, bir sürü cevapsız soru... Soldan sağa, yukarıdan aşağıya bütün kareleri tek tek doldurabileceğim, bir kucak hüzünlü kelime... :((
Sayfa 40·Kitabı okuyor