Sırtındaki çantada çürümeye yüz tutmuş bir meyve taşıyan bir yolcuyu hayal edelim. Yolcu nereye gitse burnuna berbat bir koku gelir. Oturduğu kahvehaneyi değiştirir, başka bir sokağa geçer, hatta başka bir şehre taşınır. Ama o kötü koku peşini bir türlü bırakmaz. Gittiği her yeri suçlar, oysa koku bizzat kendi sırtındaki çantadan gelmektedir. Çantanın içini açıp o çürük meyveyi atmadığı sürece, dünyanın en temiz, en güzel çiçek kokulu bahçesine de gitse o huzursuzluktan kurtulamaz.
Murakami bize tam olarak bunu hatırlatıyor. İçimizdeki kırgınlıkları, öfkeleri ve çözülmemiş meseleleri halletmeden sadece adres değiştirmek bizi kurtarmaz. Yeni bir şehir, yeni bir iş ya da yeni insanlar geçici bir süre zihnimizi oyalayabilir ama fırtına dindiğinde yine kendi çıplak gerçeğimizle baş başa kalırız. Huzur, bilet alıp uzaklara kaçarak değil, kendi içine dönüp o bavulu temizleyerek bulunur.