"Ölüm dediğin nedir ki... ben senin için yaşamayı göze almışım.." -Bir insanın zaten ahiret gibi bir inancı yoksa dünyadaki sıkıntı keder ve zorluklar onu bunalıma soktuğunda onun için intihar etmek en kolay kurtuluş-çare ve çıkış yolu olarak görülür. -Bu kişi müslüman olsa sadece rabbinin emir ve yasakları, rızası için tüm bu meşakkatlere katlanır. Zira o bilir ki dünya başlı başına bir imtihan yurdu zaten. Önemli olan bu zorluklara karşı tavrımız ve sabrımızdır. Kısaca biz sadece rabbimizin rızası için,onun emir ve yasaklarını isyan edenlerden olmamak için YAŞAMAYI GÖZE ALMIŞIZ OYSA ÖLÜM NEDİR Kİ. İşte burda Polat da dünyadaki onca bitmeyen dert ve mesakkate senin için katlanıyorum yoksa ölüm benim için sadece rahatlama olur demeye çalışıyor. (Ki zaten Polat, karşısında sevdiği varken ben Ali'yim duyemeyerek zaten her gün yaşayan bir ölüydu zaten) Kısaca dünya sana hiçbir zaman baki ve kamil mutluluk veremez. Her daim bir meşakkat,bir dert,bir keder olur insanda. Önemli olan bunlara rağmen kendini kaybetmemek ve huzuru, derdi yarattığı gibi dermanını da yaratmaya kadir olan Allah'in huzurunda aramaktır.

A.keskin

@a_keski_n
·
Polat olursun da (ölüm nedir ki ben senin için yaşamayı göze almışım) sözünü anlamayacak elife katlanmak zor olur. (Şerhini alıntıya bırakacağım)
Aşk
Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır. Çoğalır anlamları, önemi kavranır. Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanir. Yoklugu derin ve sürekli bir sızı halini alır. Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık. Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan, Her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Oysa Ne kadar basitti benim mutluluğum .
olmamasına razıyım. oluyormuş gibi olmasın yeter. elinizden geleni yapdıkdan sonra , hala da olmuyorsa , o zaman ayağınızdan geleni yapın: gitmek gibi mesela. dayanılmaz olan aslında yaşam değil, insanlarmış. " pek çok şeyin bambaşka olmasını isterdim.. güzel bir dilekti, belki düzgünce dileseydim.. benim yalnızlığım insanlarla dolu.. bir hedef var, ama yol yok; bizim yol dediğimiz şey, bir duraksama anı. en iyiyi ararken, iyiyi kaybediyorsunuz. "sein" sözcüğü almancada iki anlama gelir:"var olmak" ve "onun olmak." dışarıya kapanmak esasen içeriye açılmaktır. huzur mu istiyorsun? az eşya, az insan.. kendine bir engel arayarak vaktini boşa harcama. belki de hiç engel yoktur "kör bir kuş gibi. nerede sert bir duvar var oraya çarpıyorsun."
Ah'lar dünyası
Bazı insanlar şehirlerde yaşar, bazıları evlerde, bazıları ise yıllardır içlerinden çıkamadıkları bir duygunun içinde. Ben uzun zamandır ah'lar dünyasında yaşıyorum. Haritalarda yeri olmayan, hiçbir trenin uğramadığı, hiçbir navigasyonun tarif edemediği bir yer burası. Sokakları yarım kalmış konuşmalarla döşeli, kaldırımlarında dönmeyen insanların ayak izleri var. Burada her köşe başında bir "keşke" oturur, her pencereden bir özlem dışarı bakar. İnsan yürüdükçe geçmişine rastlar. Bazen bir çocuğun gözlerinde kendi çocukluğunu görür, bazen bir yabancının sessizliğinde kendi suskunluğunu. Çünkü bu dünya, kaybettiklerimizin ve söyleyemediklerimizin kurduğu görünmez bir ülke gibidir. Ne kadar uzaklaşmaya çalışırsan çalış, akşam olunca yine aynı sokaklara dönersin. Benim ah'larımın çoğu bir insanın ardından değil, bir ihtimalin ardından yükseldi. Çünkü bazen insan sevdiği kişiyi değil, onunla kurduğu hayali kaybeder. Bir gün birlikte yürüneceğini düşündüğü yolları, birlikte bakılacağını hayal ettiği gökyüzünü, birlikte susulacağını sandığı akşamları kaybeder. Sonra geriye yalnızca gerçekle hayalin arasındaki o uzun mesafe kalır. İnsan birini kaybettiğinde ağlar belki ama bir ihtimali kaybettiğinde içinde sessiz bir mezarlık kurulur. Orada gömülü olan şey bir insan değildir; yaşanabilecekken yaşanamayan bütün hayatlardır. İnsanlar ah'ların yalnızca üzüntüden doğduğunu sanıyor. Oysa en büyük ah'lar çoğu zaman öfkeden doğar. Bir zamanlar seni sevdiğini söyleyen birinin ardına bile bakmadan gitmesine, yıllarını verdiğin şeylerin bir cümleyle yok sayılmasına, içindeki çocuğun ihtiyaç duyduğu sevgiyi alamamasına duyulan öfkeden... Çünkü bazı yaralar kanamaz, bazı yaralar kızdırır. İnsan bazen ağlamaktan değil, öfkelenmekten yorulur. İçinde sürekli "Neden?" diye soran bir sesle
"Herkes hep mutlu olmak ister, mutsuzluğu yaşamadan. Oysa düşünsene, hiç gece olmasaydı güneşin tadını çıkarır mıydı insan?" Lev Nikolayeviç Tolstoy