"Mutlu muydun gerçekten yoksa mutlu olmaya doğru ilerlediğini mi sanıyordun? Ha bugün, ha yarın olacak diye. Gelelim paraya. Zenginlik seni gerçekten tatmin mi ediyordu? Ferahlık var mıydı para ile ilişkinde? Zenginlik ve bolluk farklı şeylerdir Lara. Zengin insan rahat değildir. Hem olanı tutmalı hem aman ne olur ne olmaz, daha çok para yapmalı kafasındadır. Endişe, te-dirginlik. Kıtlık bilinci işte. Oysa bolluk başkadır. Bollukta olan kişi, ihtiyacı olan her şeyi her an yaşamın getireceğini bilir. O her şey ile birdir. Gerçektedir. Korku yoktur, hırs da yoktur."
Benliğinizden vazgeçerseniz, onu başkalarında yaşarsınız; o zaman da başkalarına karşı bencil olursunuz ve böylece onları aldatırsınız. Bu şekilde herkes böyle bir hayatın olası olduğunu düşünür. Oysa bu maymunca bir öykünmeden başka bir şey değildir...
Karşılıklı öykünmeyle ortalama beklentiler doğrultusunda yaşarsınız. Maymun gibi olmayı neden bırakamıyorsunuz, biliyor musunuz? Yalnızlık ve yenilgi korkusu yüzünden.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyaya olan kayıtsızlıkları bazan o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve safadan, lezzet ve şehvetten bir âlem kurup, keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı. Oysa Uzun İhsan Efendi, Dünya'nın şahidi olmanın gerçek bir ibadet olduğunu sık sık söylerdi. Her insan şu ya da bu şekilde dünyayı okumalıydı. Kuran'ın kendisi peygamberin dünyayı nasıl okuduğuna bir örnekti ve onun ardından giden herkes, dünyayı onun gibi okuyup şahadetlerini yazmalı ve bunları başkalarına aktarmalıydı. Dünyaya şahit olmanın yolu ise maceranın kendisinden başka bir şey değildi. Yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu Dünya'nın şahidi olmaktı.
Ruhunu bir hırsa rehin bırakanlar,
Gökkuşağını tek renge boyamak istedi.
“Beterin beteri var” diye diye
alıştırdı insanları karanlığa.
Bir süre sonra
alışmak denen o görünmez zehir,
damar damar yayıldı hayatlara.
Yaraya merhem aramak yerine
yarıştılar acıyı normal saymakla.
Herkes kendi kuyusunun dibinde
başkasının ışığını söndürmeyi bekledi.
Sesini çıkaranı meczup saydı kalabalık,
sustukça büyüdü içimizdeki boşluk.
Çölün ortasında,
herkes kendi serabını alkışladı.
Kendi konforuna zırh ören cüceler,
Adına sabır dediler bu kör teslimiyetin,
oysa derin bir uyuşmaydı çoğu zaman.
(Şükür,
güzel bir erdemdi elbet,
ama düşüncenin yerine konunca yaraya dönüştü.)
Gözlerini yalnız kendi kapısına dikenler
sokağın yangınını görmezden geldi yıllarca.
“Bana dokunmayan yılan” masallarıyla büyüyüp
zehir evlerine sızınca şaşırdılar.
Merhamet vitrinlerde sergilenen bir süs oldu,