Ozan Kemal Çullu

“Ekmek Arası” İncelemesi
Kitabın orjinal ismi olan "Ham on Rye" Amerikan argosunda ifadesi bazen ucuz bar yemeklerini, ayyaşlığı, kenar mahalle hayatını ve alt sınıf Amerika’yı çağrıştıran kaba bir sokak kültürü izleri taşır. Bukowski’nin bu adı seçmesi tesadüf değildir; çünkü roman tam olarak toplumun kenarında yaşayan insanların ruhunu anlatır. Charles Bukowski’nin “Ekmek Arası” romanı, yalnızca bir büyüme hikâyesi değildir; toplumun dışına itilmiş, sevgisiz bırakılmış, ezilmiş bir insanın iç dünyasının otopsisidir. Kitap ilk kez 1982’de yayımlandı ve büyük ölçüde Bukowski’nin kendi çocukluk ve gençlik yıllarını temel alır. Romanın başkahramanı Henry Chinaski aslında Bukowski’nin alter egosudur. Bu eser “kirli gerçekçilik” denilen edebiyat anlayışının en güçlü örneklerinden biri kabul edilir. Çünkü burada kahramanlar kahraman değildir. İnsanlar çirkindir, sokaklar çirkindir, aileler çürümüştür, hayat ağırdır. Ama tam da bu yüzden gerçek görünür. Romanın Konusu Roman, Henry Chinaski’nin çocukluğundan gençliğine kadar geçen dönemi anlatır. Amerika’nın “büyük fırsatlar ülkesi” olarak sunulduğu dönemde Henry; şiddet gören, aşağılanan, fakirlik içinde yaşayan bir çocuktur. Babası otoriter ve sadisttir. Sürekli dayak atar. Annesi sessizdir; oğlunu koruyamaz. Henry okulda dışlanır, sivilceleri nedeniyle alay edilir, kızlarla ilişki kuramaz, toplumun dışında kalır. Bu yalnızlık onu üç şeye iter: Alkol Yazmak İnsanlardan nefret etmek Bukowski burada klasik Amerikan rüyasını paramparça eder. Başarı, çalışkanlık ve ahlak masallarının arkasındaki boşluğu gösterir. Fakat Bukowski’nin anlattığı şey yalnızca fakirlik değildir. Asıl mesele insanın ruhsal olarak çürümeye başlamasıdır. Henry daha çocuk yaşta sevgisizliği öğrenir. İnsanların birbirine şefkat değil güç gösterdiği bir dünyada büyür.
Alıntı
Reklam
“İtirafın Gölgesinde Bir Vicdan Hikâyesi”
Ozan Kemal Çullu’nun “Talat Paşa’nın Mektubu” adlı romanı, tarihsel gerçeklikle alternatif kurgunun kesiştiği oldukça sert ve tartışmalı bir anlatı. Kitap yalnızca bir siyasi cinayeti anlatmıyor; aynı zamanda suç, vicdan, inkâr, hafıza ve insan ruhunun karanlık tarafını sorguluyor. Romanın merkezinde Soğomon Tehliryan var. Ancak yazar onu sadece bir suikastçı gibi işlemiyor. Berlin’de Talat Paşa’yı öldürmek yerine önce sorgulaması, hikâyeyi psikolojik bir hesaplaşmaya dönüştürüyor. Özellikle şu sahne kitabın tonunu çok iyi özetliyor: > “Öldürmek kolay, ancak gerçeği öğrenmek?” Bu cümle aslında romanın bütün ruhunu taşıyor. Çünkü kitapta asıl mesele ölüm değil; insanların kendi suçlarını nasıl meşrulaştırdığı. Talat Paşa’nın mektubu ise romanın en çarpıcı bölümü. Yazar burada tarihsel bir figürü doğrudan konuşturarak okuyucuyu rahatsız eden bir atmosfer kuruyor. Özellikle şu satırlar oldukça sert: > “Ermeni halkının yok edilmesi gerekiyordu. Bu, imparatorluğun hayatta kalabilmesi için gerekli bir şeydi.” Ve hemen ardından gelen şu bölüm, karakterin kendi vicdanıyla çatışmasını gösteriyor: > “Ben kendi vicdanımı rahatlatamıyorum.” Romanın en güçlü tarafı tam burada ortaya çıkıyor. Talat Paşa karakteri tek boyutlu bir “kötü adam” olarak değil; kendi yaptıklarını devlet, savaş ve güvenlik söylemleriyle açıklamaya çalışan bir figür olarak çiziliyor. Bu da kitabı sıradan politik romanlardan ayırıyor. Yazarın dili sade ama atmosfer yoğun. Uzun akademik anlatımlar yerine kısa sahneler, iç monologlar ve yüzleşmeler tercih edilmiş. Bu yüzden kitap akıcı ilerliyor. Özellikle Tehliryan’ın iç çatışmaları başarılı: > “Talat Paşa’yı bir katil olarak değil, bir insan olarak görmeye başlamıştı.” Bu cümle önemli çünkü roman intikam duygusunu bile sorguluyor. Tehliryan’ın
1000Kitap
Klasik Rus Romanı Okuma Kılavuzu
Klasik Rus romanı okumaya karar verdiyseniz artık sıradan bir okur değilsiniz. Bundan sonra siz, bir kitabın içinde üç kuşak aile kavgasını, beş ayrı aşk acısını, yedi sayfalık vicdan muhasebesini ve pencere önünde yağan karı sabırla okuyabilecek seçkin bir insansınız. Rus romanı yalnızca roman değildir. Aynı zamanda karakter inceleme merkezi, ruh çözümleme atölyesi, aile dramı sahnesi ve uzun kış geceleri için edebî dayanıklılık sınavıdır. Bir Rus romanının ilk elli sayfasında kimse mutsuz görünmüyorsa telaşlanmayın. Yakında biri borçlanacak, biri gurur yapacak, biri sebepsiz yere küsecek, biri Tanrı ile tartışacak, biri de sobanın yanında hayatın anlamsızlığını düşünecektir. İlk Kural: İsimlere Karşı Güçlü Olun Rus romanlarında tek kişinin birden fazla adı vardır. Örneğin İvan Petroviç, Vanya, Vaneçka, İvanuşka ve annesi sinirlenince sadece "İvan!" olabilir. Başta bunların beş kişi olduğunu sanırsınız. Hayır. Hepsi aynı kişidir. Bu nedenle küçük bir not defteri hazırlayın: Dimitri = sinirli olan Aleksey = iyi kalpli olan Nikolay = borç içinde olan Anna = hüzünlü olan Diğer Anna = daha hüzünlü olan Lev Tolstoy Bölümü: Roman Değil Kıta Yazarı Leo Tolstoy size kısa hikâye sunmaz, neredeyse bir kıta verir. Savaş ve Barış okurken yanınızda çay, battaniye ve takvim bulundurmanız tavsiye edilir. Kitabı bitirdiğinizde mevsim değişebilir. Tolstoy karakter yaratırken eli açıktır. Bir baloda gördüğünüz kişi 400 sayfa sonra yeniden ortaya çıkar ve hayatın merkezine yerleşir. Siz onu unutmuşsunuzdur, Tolstoy unutmamıştır. Anna Karenina ise aşk, toplum, vicdan ve tren sesi arasında geçen büyük bir insanlık romanıdır. Dostoyevski Bölümü: Ruhun Fırtınası Fyodor Dostoevsky insan ruhunu kazıyarak yazar. Suç ve Ceza ile bir baltanın bile vicdan yükü taşıyabileceğini
Alıntı
Reklam