"Ne çok acı var" diye başlar Cahit Zarifoğlu 'Yaşamak' ismini verdiği kitabına.Sahi yaşam dediğimiz şeyin içinde ne çok acı var. İnsanın hayata gözlerini açtığında yaptığı ilk şeyin ağlamak oluşundan da bellidir zaten. Hoş geldin ey insan, çok ağlayıp az güleceğin ama yine de hep devam etsin isteyeceğin hayata hoş geldin der gibi karşılar dünya insanoğlunu.
"Dünyada âfetsiz, felaketsiz hiçbir köşe yoktur. Kurtulmaya hiçbir çare olmayan bu dünya zindanının ayakbastı parası alınmayan, hapishane dayağı atılmayan bir bucağı yoktur. Vallahi fare deliğine bile girsen, orada da bir kedi pençesiyle karşılaşırsın" diye boşuna söylememiş Mevlânâ.
Acı insanoğlunun ortak yazgısıdır. İnsan, tarihin hangi diliminde yaşadığı, dünyanın neresinde bulunduğu farketmeksizin, acı ve ıstırapla yoğrulmuş bir hayatın kucağına bırakılmıştır. Gözyaşıyla ıslanmamış bir toprak parçası yoktur yeryüzünde. Sınırlar ülkeleri birbirinden ayırmış, toplumdan topluma diller değişmiş, ırklar değişmiş, hatta dinler değişmiş ama gözyaşının rengi, ağlamanın ve inlemenin dili hiçbir zaman değişmemiştir. Hastalıklarla, ölümlerle, kayıplarla, savaşlarla dolu dünyada, ara sıra tattığı küçük mutluluklarına bile keder bulaşmış insanların hayatı, aslında hep birbirine benzer. Dışarıdan bakıldığında bazılarının ambalajı ne kadar şaşaalı, gösterişli olsa da içindeki ıstırap, hüzün, acı hiç değişmez. Çünkü zaafların, duyguların, arzuların ve korkuların ortaklığı bütün insanların kaderidir. Kader birliği keder birliğini de beraberinde getirmiş ve acı, hayatın kaçınılmaz bir gerçeği olmuştur.
Bu gerçek karşısında her insan, bir teselli, bir sığınak arar ve içindeki bu sonsuz kargaşayı teskin etmek ister. Büyük İslam alimi Yusuf Hamedani'nin "Hayat teselli olmaktır. Kişi teselli olduğu şeyle yaşar,