Kandırılmayı istemek, kandırılmış olmaktan daha çok acı verir.
Çünkü kandırılmış olmakta insan hala kendini masum görebilir; “Bilmiyordum,” diyebilir. Ama kandırılmayı istemek, insanın gerçeği sezdiği halde ondan uzak durmasıdır. Orada acı yalnızca başkasının yalanından değil, insanın kendi suskunluğundan da doğar.
Bazen insan gerçeği değil, dayanabileceği hikayeyi seçer. Yalnızken, sevilmek isterken, severken, kaybetmekten korkarken bazı şeyleri görmezden gelir. Kandırılmak o zaman dışarıdan gelen bir oyun olmaktan çıkar; içeriden verilen sessiz bir izne dönüşür.
Ve gerçek ortaya çıktığında insanı en çok yakan şey yalanın kendisi değildir. Asıl acı, içinden yükselen şu cümledir:
“Ben bunu aslında biliyordum.”
Çünkü insan başkasının kendisini kandırmasını belki affedebilir. Ama kendi kendini kandırmış olmayı kolay kolay affedemez. Bazı yaralar ihanetten değil, inkarın bitmesinden doğar.