İrem

Yaşamın bir insana verebileceği her şeye sahiptiniz. Oysa arkadaşınızın tüm yaşamı tek bir kişiye bağlıydı. Bunu biliyordunuz. Elinizi uzatıp Aynen incil'deki zengin adamın yoksulun tek dişi koyununu aldığı gibi zavallı arkadaşınızın yasamdaki en değerli şeyini elinden aldınız.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hala var olduğumuz söylenebilir mi?
Bu ataerkil enlemlerde derler ki, Çocuklar ağlıyorsa korkacak bir şey yoktur, ama yetişkinler ağlıyorsa o zaman vardır.
-Senin aradığın kadın dünyada yok dedi. +Var! O olmasaydı ben olmazdım.
+Hep arayacaksın sen. Ya resim ya kitap... -Tutamak sorunu. insanın bir tutamağı olmalı. +Anlamadım. -Tutamak sorunu dedim. Dünyada Hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna İnanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. Öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı. Herkesin "Veli ağanın öküzleri gibi öküz yoktur" demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben, toplumdaki değerlerin iki yüzlülüğünü, sahteliğine, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi!