Özberk Sızak

Özberk Sızak
@ozberk42
Bu arada, şefkatli, seven ruhları da teselli etmek için şunu da ekleyelim ki, zaman zaman tutkulu cinsel sevgiye bambaşka kaynaktan gelen bir duygu da eşlik edebilir; anlayacağınız, bu duygu, çoğu zaman, asıl cinsel sevgi tatmin olmanın ardından sönüp gittikten sonra ortaya çıkan, inanışların, duyuşların ve düşüncelerin uyuşmasına dayalı gerçek dostluk duygusudur.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Evet, aşk çoğu zaman, cinsel ilişki bir yana bırakılacak olursa, sevenin kin duyabileceği, küçümseyebileceği, hatta tiksinebileceği kişilere sararak, sadece dış ilişkilerle değil, sevenin kendi bireyselliğiyle de çelişkiye düşer. Ne var ki türün iradesi bireyin iradesi ile karşılaştırıldığında o kadar kudretlidir ki, seven kişi, kendisine ters gelen bütün özelliklere gözünü kapayabilir; her şeyi görmezlikten gelir; her şeyi bilmezlikten gelir ve kendisini tutkusunun nesnesine sonsuza kadar bağlar. Türün isteği yerine gelir gelmez (irade gerçekleşir gerçekleşmez) kaybolup giden ve geride nefret edilen bir hayat arkadaşı bırakan o vehim, o kuruntu öylesine gözlerini kamaştırıp görmezleştirir onu. Çoğu zaman, üstün niteliklere sahip, aklı başında, mükemmel erkekleri canavarlara ve iblis kadınlara bağlanmış görüp böyle bir seçimi nasıl olup da yapmış olduklarını kavrayamayışımızı sadece böyle açıklayabiliriz. Eskiler bu yüzden, “aşkın gözü kördür” demişlerdir. Evet, âşık biri, karısının katlanılmaz kaprislerini ve karakter bozukluklarını, apaçık fark edebilir ve bunlar ona çok acı verebilir; ama gene de onu korkutup caydırmazlar:
Âşıklığın en üst derecelerinde bu hayal öylesine ışıklar yaymaya başlar ki, sevgilinin elde edilememesi durumunda hayat bütün cazibesini kaybeder ve öylesine üzüntü dolu, bomboş, tat vermez bir görünüme bürünür ki, yaşamaya duyulan tiksinti, ölümün korkularına bile baskın gelebilir, bu yüzden de hayat, kimileyin insanın kendi isteğiyle kısaltılabilir.
Bu gelecek cinsin (kuşağın) yapısal nitelikleri, vasıfları, cupido’nun (Eros’un), hiç ara vermeksizin üzerinde çalıştığı, spekülasyonlar yaparak ve derin düşüncelere dalarak uğraştığı şeydir. Türü ve türün gelecekteki bütün soylarını ilgilendiren bu büyük işin önemine karşılık bireylerin işi, bütün olarak o geçici, kısa erimli haliyle, devede kulaktır: Bu nedenle cupido, hiçbir şeye aldırış etmeden, saygısızca, bireysel çaba ve ilişkileri kendine kurban ettirmeye hazırdır. Çünkü bunlarla ilişkisi, bir ölümsüzün ölümlü ile ilişkisi ve kendi çıkar ve ilgileri ile bireyinkiler arasındaki ilişki de sonsuz ile sonlunun ilişkisi gibidir. Sonunda sadece bireye iyilik ve acılar getiren işlerden çok daha yüceleriyle uğraştığının bilincinde olarak cupido (Eros) bu işleri, savaşların yeri göğü yıkan gürültüsünde ya da iş hayatının göbeğinde; bir vebanın (salgının) dehşet ortamının kargaşasında sürdürür, bunların peşini manastırın tecrit edilmiş, yalnız dünyasına kadar bırakmaz.
Ayrıca yeri gelmişken insanın beyaz ten renginin de doğal olmayıp, (bunların başlangıçta) doğal olarak siyah ya da Hintli atalarımız gibi esmer tenli olduklarını, dolayısıyla da bugüne kadar hiçbir beyaz insanın kökeninin doğrudan doğanın bağrından gelmediğini ve beyaz ırktan istendiği kadar söz edilsin, aslında beyaz ırk diye bir şeyin bulunmadığını ve her beyaz insanın, rengi atmış, solmuş bir insan olduğunu düşündüğümü de belirtmek isterim.