Dan Brown’ın eski bir okuru iseniz, “Melekler ve Şeytanlar” ya da “Da Vinci Şifresi” gibi bir kitap arıyorsanız, bu kitap öyle bir kitap değil. Beklentilerimiz maalesef okuma performansımızı etkiliyor :)) Baştan belirtmek istedim.
Kitabın konusu ile ilgili çok fazla inceleme var. Ben kitabın yapısından bahsetmek istiyorum. Bana göre, olumlu gözden bakarsanız katmanlı bir kitap. Üstte Amerikan macera filmleri gibi basit dilli, geniş hacimli bir metin var. Altta ise bilim ahlakını sorgulayan, “ bilim insanlık için midir, güç için mi?”sorusu ile sizi karşılayan epistemolojik bir yapıt var. İnsanların, diğer insanlara hakim olabilmesi için bilim bir araç mıdır? sorusu tekniğe-bilime bakış açınızı bulandırıyor.
Kollektif bilinç ile ilgili kısmı yüzeysel bulurken kitabın sonundaki sosyal medya ve evrensel bilinç ilişkisi ise sosyal medyaya bakış açımı değiştirdi. Son yıllarda hepimizin hissettiği (konuştuklarımızın nette gezinirken reklam olarak karşımıza çıkması,vb.) paranoya hissi kurgu ile pekişti. Yazarın disosyatif ( çoklu) kişilik bozukluğunu, epilepsi hastalarını ele alması yine dikkat çekiciydi.
Biraz Prag reklamı yapılmış gibi hissettim. Araştırınca Prag’a turist ziyaretlerinin arttığını, kitapta geçen yerlerde özçekim fotolarının paylaşıldığını öğrendim.
Açıkçası kitabı okurken Tom Hanks hayalimdeki filmde oynadı. Gerilim kitabından ziyade film senaryosu gibi, hareketlerin, aksiyonun çok iyi betinlendiği ama bilimsel deney ve gelişme kısmının gölgede kaldığı bir eserle karşılaştım.
Kitap hacminin büyük olması yanımda taşımayı ve okumayı zorlaştırdı. Tüm bunlara rağmen kitabı bitirdiğimde, üzerinde çokça da düşündürdü, rahatsız etti. Kısacası yazarın Türkçe kitaplarının hepsini okumuş sıkı bir hayranı olarak belki de beklentilerimin
Türkçemiz her geçen gün gitgide erozyona uğruyor. TRT'nin eski röportaj videolarını izlediğinizde o dönem insanları arı bir Türkçe kullandığını görüyorsunuz. Ya şimdi nasıl? Z kuşağı ile beraber gitgide özünden ayrışan bir dilimiz var. Peki ne yapmalıyız?
Kitap günümüzde dilimizin hangi tehlikeler altında olduğunu , bu tehlikelerin nasıl bertaraf edileceğini anlatıyor. Genel olarak yazarın fikirlerine takılıyorum. Maalesef ülkemizde dil işçiliği yok. Bugün yeni ortaya çıkan yabancı kavrama karşılık kendi dilimizde hemen kullanabileceğimiz bir kelime üretmekten aciziz. Kavrama karşılık bulsak da geç buluyoruz. Yabancı kelime dilimize yerleşmiş oluyoruz. Bugün kim selfie yerine özçekim diyor? Sinir olduğum bir nokta yabancı kelimelerin okunuşu. Yazıldığı gibi mi okunmalı yoksa okunduğu gibi mi? Bu hususta tarafım Türkçemizdeki gibi yazıldığı gibi okumak. Yabancılar misal yeniçeri kelimesini kendilerine göre uyarlayıp kullanmışlar. Bizlerde orijinal gibi okuma kasıntısından daha saçma şeyler ortaya çıkıyor.
Daha nice sorunları ayrıntısıyla Erdem Bey kaleme alıyor. Kitap biraz kendini tekrarlıyor ama genel itibariyle herkese okumasını tavsiye ederim.
Renkleri öğretmenin en eğlenceli yollarından birini keşfetmiş olan Akal, ormandaki bu dostlara resim yapmaları için ilham veriyor. Eğlenceli çizimlerle sıcak bir arkadaşlık ortamının resmedildiği bu kitapta, yardımlaşmanın da önemi vurgulanıyor. Ana ve ara renklerin doğal yollar ile okura aktarılması, didaktik dayatmalar kullanmadan da öğretimin olabileceğini kanıtlar nitelikte.
1. SERİNİN BİÇİMSEL ÖZELLİKLERİ BAKIMINDAN İNCELEMESİ
1.1. Boyutlar
Tür ve Turla (2005), aynı boyutlara sahip kitapların bir süre sonra çocuğu sıktığını ileri sürerek çocuk kitaplarının farklı boyutlarda dizayn edilmesinin gerekliliği vurguluyor (akt. Karatay, 2011). Buna kıyasla aynı seriye ait kitapların boyutlarının da aynı olması bekleniyor. Ayrıca kitabın çocuğun taşıyabileceği ebatlarda dizayn edilmesi ve ağırlığının hesabında çocuğun yaş grubunun dikkate alınması gerekiyor.
27×23 cm boyutundaki bu kitaplar hedef kitlenin alt sınırı düşünüldüğünde büyük olsa da ebeveyn veya öğretmenle birlikte okunması tavsiye edildiği için çok büyük bir önem teşkil etmiyor. Ayrıca Türkçe olarak hazırlanmış eserlerde en çok tercih edilen boyutlara (20,5×27,5 cm; 24×29 cm veya 21×27 cm) yakın bir çizgide bulunuyor (Yiğitbaşı, Ebatlar, 2018).
1.2. Kâğıt
Kâğıt seçiminde hedef kitle, üretiliş amacı ve içerik oldukça önemlidir. Çocukların motor becerilerinin gelişiminin tam olarak tamamlanmadığı düşünüldüğünde oldukça dayanıklı olan kâğıt türünün tercih edilmesi yerinde olacaktır. İkinci hamur kâğıttan daha az kalitede olmamak üzere mat bir seçim yapılması mümkünken resimli olan kitapların oluşturulmasında birinci hamur da tercih edilebilir.
Bu serinin her bir kitabı yaklaşık 90 gramlık kuşe mat kâğıttan oluşturulmuş. Dolayısıyla fazla parlamaya mahal vermeden okunabilir. Çocuğa bir yetişkinin okuduğu
Ne BoyayalımAytül Akal · Redhouse Kidz Yayınları · 201518 okunma
Bu dergiyi yeni buldum. Gerek çizimler gerek konular olsun oldukça güzeldi. Diğer sayılarını da okuyacağım. Okumanızı tavsiye ederim.
Herkese iyi okumalar...
Okuduğum en güzel dergilerden birisi oldu. Ílk sayısına denk gelmek bu seriyi başından itibaren takip etmemi sağlasa da pek memnun değilim. Şimdi aylarca yeni sayıyı beklemek zorundayım..
Bilim ve doğayı en güzel şekilde farklı sunum teknikleri ile bize aktaran çok kaliteli bir dergi olmuş. Emeği geçen herkese teşekkürler. Ozcekim dergisinden sonra böyle güzel bir dergi daha keşfetmek mutlu etti.
10/10
Belgesellerde sıkça karşımıza çıkar. Bilim insanları bazen belli
bir hayvan türünün bazı davranışlarını incelemek için akla hayale
gelmeyecek sıkıntılara katlanmak zorunda kalır. Tüm bunların ödülü
ise çoğunlukla "sadece" bilime hizmet etmiş olma duygusunun verdiği
manevi hazdır. Biz ise belgeselde 10 saniye süren bir an için o bilim
insanının neler çektiğini pek de umursamayız. Diğer yanda birbirinden
bağımsız gibi görünen bu çalışmalar, medeniyetimizin bilim alanında
geldiği noktanın birer köşe taşıdır aslında. Bu ay “Bilim Dünyasındaki
En Berbat Meslekler” başlıklı yazımızı okurken, hayatımızdaki pek çok
yenilik ve kolaylığı bu bilim emekçilerine borçlu olduğumuzu hatırlayın.
Uzaylıları uçan daireler ya da büyük yıldız gemileriyle düşünmeye
çok alıştık. Bu arada “Uzaylı” kelimesini kullanmamın sebebi dünya dışı
yaşam formlarını anlatmak için bu kelimeye çok alışmış olmamız. Yoksa
hepimiz uzayda olduğumuza göre uzaylı olmamak zaten mümkün değil.
Bu ay kapak yazımız, düşünme alışkanlıklarımıza tamamen ters bir
şekilde bu konuyu ele alıyor. Dünya dışı yaşamı ararken, her ortamın
kendine ait şartları içinde düşünmemiz gerektiği ve güzel dünyamıza
benzer şartların yaşam için mutlaka gerekli olmayabileceği varsayımı,
kuşkusuz dünya dışındaki nesnelere bakışımızı ve onları arayışımızı
kökünden değiştirecek.
Zaman zaman vücut protezleriyle ilgili yazılarımızı çok ilginç
bulduğunuzu biliyorum. 3B yazıcılar da bildiğiniz gibi son dönemin en
gözde konularından biri. 3B yazıcı ile oluşturulmuş hem de bir çocuk
için oluşturulmuş el protezini anlatan yazımızı da beğeneceğinizi
düşünüyorum. Bu yazıda, ilgili protezin nasıl çalıştığını anlatan bir
video da kullandık. Bu videoyu izlemek için doganburda.com/popsci
adresini ziyaret etmeniz yeterli. Kısa bir süre sonra el ya da