Paris’in saygın ailelerinden birinin kızı olan Renée-Pélagie de Montreuil, yirmi bir yaşında Marki de Sade’la evlendirilir. İlk kez düğünden iki gün önce gördüğü Marki’den çok etkilenmiştir. Ancak romantik aşk hayalleri kurarken kendisini kaosun ortasında bulur. Marki’nin doymak bilmez şehveti, sapkınlığa varan cinsel istekleri, sayısız kadınla ve hatta hemcinsleriyle yaşadığı yasak ilişkiler, Markiz’i fırtınadan fırtınaya sürükler. Ama kocasını sevmekten hiç vazgeçmez, her utancını sineye çeker ve ona üç çocuk doğurur.Alman yazar Sibylle Knauss, şimdiye dek hakkında çok şey yazılan Marki de Sade’a farklı bir pencereden, karısının gözünden bakıyor.
Yaşanmış en sıra dışı aşklardan biri...
MarkizSibylle Knauss · Can Yayınları · 201227 okunma
Saat sabahın üçüdür ve Elizabeth Gilbert banyonun taşları üzerinde hıçkırarak ağlamaktadır. O, otuzlu yaşlarındadır ve bir kocası, bir evi vardır. Kocasıyla bebek sahibi olmaya çalışmaktadırlar ve o bunu istemediğinin farkına varır. Acı verici bir boşanma süreci ve hemen sonrasında tutkulu bir aşk yaşar. İçindeki boşluğu doldurmanın peşine düştüğü bir yolculuğa çıkarak haz, dinsel inanç ve dengenin arayışına girer. Gilbert, Roma’da yakışıklı bir İtalyan’dan İtalyanca öğrenecek, on beş kilo alacaktır; Hindistan’da ruhunu aydınlatacak ve kendini Tanrı’ya adayacaktır ve Endonezya’nın Bali Adası’nda dişleri olmayan bir şifacıdan, huzurun yeni bir tanımını öğrenecektir. Mutluluk yavaş yavaş onu sarmalamaktadır.
Ye Dua Et SevElizabeth Gilbert · Pegasus Yayınlar · 20102,269 okunma
1940 yıllarının İtalya, Almanya, İngiltere ve Yunanistan’ına yolculuk yaparken savaşın ve depremin dahi yok edemediği hüzün dolu bir aşk hikayesine şahitlik edeceksiniz. Her şeyin hızla kaybedildiği ve her savaşta olduğu gibi masum insanların çektikleri oldukça etkileyici bir dille anlatılmış.
Ya aşk ya da taht... İran Şahı Rıza Pehlevi seçimini yaptı, sevgili karısı Prenses Süreyya yedi yıllık saray hayatının ardından kendisine bir varis veremediği için saraydan ayrıldı ve bir daha göremeyeceği ülkesini terk etti. Sürgündeki bir prensesin kaygısız ve görkemli hayatını yaşamaya başladı.Peri masalı yedi yıl sürmüştü, tıpkı prensesin ismini aldığı Süreyya yıldız takımının yedi yıldızı gibi. Peki gerçekten bir peri masalı mıydı yaşadığı? "Tahran'da altın bir kafeste gibiyiydim. Çok yalnızdım. Şah her zaman çok meşguldu."Prensesi her yerde bir gölge gibi izleyen dönemin en ünlü paparazzi'leri, ona "mahzun prenses" lakabını takmışlardı. Haksız da sayılmazlardı, çünkü aşkta kaybeden hep o oldu. "Ömründe iki büyük aşk yaşadım. İkisi birbirinden tamamıyla farklıydı. Ama ikisi de trajik bitti."
Birinin başlattığı yangını başka biri söndüremiyor.Dönmemiş Yıldız. Dönseydi duyar uyanırdı zaten. Beni yaraladı yine, diye düşünüyor. Sonra da yok oldu. O bitmeyen ufak kaçamaklarından birine gitti. Nereye gitti ki? Cengiz Bey'le Maldivler'e gidiyor yarın! Teo Man, diye geçiriyor içinden, anında içi üşüyor. Tabii ya, onunla olmaya gitti. Cengiz Bey'le bir nevi mecburiyetten çıktığı seyahatten önce, hakiki aşkına koştu. Kavuştu.