Özge Yücel

10/10
·
Beğendi
Bir Efsaneye Tutunan Çocuğun Hikâyesi Aytmatov’un hangi eserini okursam okuyayım, her seferinde büyük bir kültürel şölene tanık oluyorum. Onun metinlerinde yalnızca bir olay örgüsü yoktur; insanın, toplumun, inancın, hafızanın ve kültürün iç içe geçtiği derin bir dünya vardır. Ben bir romana hiçbir zaman sadece “ne anlatıyor?” sorusuyla bakmam. Hangi ülkeye, hangi döneme, hangi toplumsal şartlara ait olduğunu da düşünerek okurum. Çünkü ancak o zaman eserdeki metaforları, sembolleri ve sessizce söylenenleri daha iyi kavrayabiliyorum. Beyaz Gemi’de, annesi ve babası tarafından terk edilmiş, dedesiyle yaşayan yedi yaşındaki isimsiz bir çocuğun hayatına tanık oluyoruz. Bu çocuğun iki hikâyesi var: Biri dedesinin ona anlattığı efsane, diğeri ise kendi kırılgan hayatı… Ne acıdır ki ikisi de zamanla yok olup gidiyor. Romanın geçtiği dönemde Kırgızlar, Sovyet yönetimi altında yaşıyordu. Totaliter sistemlerin baskısı altındaki toplumlarda yazarlar çoğu zaman sözlerini doğrudan söylemek yerine sembollerle, efsanelerle ve metaforlarla anlatırlar. Bu, bir bakıma yazarın elbiseyi dikmesi, okuyucunun ise onu kendi anlam dünyasına göre giydirmesidir. Böylece kalem, baskının içinde bile kendine bir özgürlük alanı açar. Aytmatov’un şimdiye kadar okuduğum eserlerinde hep bu dokuyu buldum: köklerinden koparılmak istenen insanı, unutulmaya direnen kültürü, iyilikle kötülüğün iç içe geçtiği sert bir hayatı… Beyaz Gemi de benim için yalnızca bir çocuğun hikâyesi değil; bir efsaneye, bir umuda ve temiz kalabilme ihtimaline tutunma çabasıydı. Siz kitabı nasıl buldunuz? Ben çok sevdim. Tavsiyemdir…
Beyaz GemiCengiz Aytmatov · Ötüken · 201487,3bin okunma
Reklam
9/10
·112 syf.··
2025 45. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 14 Aralık 2025 22:34
#gerçek… Bir doktor, idam mahkûmu Firdevs’le idamından bir gün önce konuşma fırsatı bulur. Firdevs de olanca gerçekliğiyle hayatını anlatır… Sevgi ve şefkat görmeden büyür. Kardeşleri, “köşeye büzülüp bir bir ölen civcivler” gibi ardı ardına ölür. Amcasının yanında uğradığı şeylerin taciz olduğunu bile bilmeden yaşar… Yatılı okuldan sonra, yaşlı bir adamla evlendirilmek zorunda bırakılır… Sonra tutunacak bir dalı kalmadığını anlayınca, hayat onu oradan oraya savurur. “Gelecek, istediğim renklerle boyamak üzere hâlâ benimdi.” Firdevs, her halkada yapabildiğinin en iyisini yapmaya çalışır. Gurur duyacağı, onu “üstün” kılacak bir şey arar. Ve en kritik anlarda korkularının üzerine gitmeyi öğrenir. Neden “sıfır noktası”? Çünkü sıfır noktası, dibe vurmak değildir sadece… Her şeyi yitirdiğinde bazısı çöker; Firdevs ise o boşluğun içinde, kimsenin elinden alamadığı tek şeyi bulur: kendisi olma hakkı. Kitabı beğendim… Okumanızı tavsiye ederim…
Sıfır Noktasındaki KadınNevâl El-Seddavi · Metis Yayınları · 202526,2bin okunma
Ertelemek; Sor bi Neden?
10/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2025 8. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 03 Nisan 2025 12:00
Canım Nihan Kaya… Ne kadar samimi bir başlangıç oldu değil mi? Okuduğum her eserinde içtenliğini iliklerime kadar hissettiğim bir yazar hakkında konuşacaksam, bu hitap az bile Bu kitabında da yine içimizdeki o görünmeyen, bastırılmış çocuk acılarına sarılarak bitiriyor satırlarını. Ve biz de o sarılmayı kabul ediyoruz... ERTELEMEK… Aslında kitabın orijinal adı: “Yataktan Çıkamadığım Günler” Zorlu bir döneminde yazmış bu kitabı. Yatak metaforu üzerinden harekete geçmekte neden bu kadar zorlandığımızı sorguluyor. Ertelemek sadece tembellik değildir. Çoğu zaman bunun altında kaygı, mükemmeliyetçilik, başarısızlık korkusu ya da içsel bir başkaldırı yatar. Nihan Kaya, bu kitapta ertelemenin psikolojik kökenlerini derinlemesine inceliyor. Belki de asıl soru “Neden başlamıyorum?” değil, “Başlamak neden bu kadar zor geliyor?” olmalı… Yine büyük bir keyifle okudum. Özellikle son kısımdaki “Duvardaki Sarı Leke” öyküsünde kendimizden parçalarla karşılaşıyoruz. Erteleme bazen bir kalkandır… ama bir noktadan sonra bu kalkan, hayattan da uzak tutar bizi.
ErtelemeNihan Kaya · Eksik Parça Yayınları · 20242,161 okunma