Bu kitap dedesinden başka seveni olmayan, annesi ve babası tarafından terk edilmiş, hayal dünyasında mutlu olmaya çalışan bir çocuğun psikolojisini anlatıyor.Kitabı okurken çocuğun değersiz hissettirilmesini bir çok yerde fark ediyorsunuz. Benim gözüme ilk gözüme çarpan bir ismi bile olmamasıydı. Kitap boyunca adı çocuk olarak geçiyordu.
Kitap içindeki karakterlerin iyi veya kötü oldukları bariz bir şekilde belirtilmiş. Okurken bir çok karaktere, olaylara ve kötülüklere baş kaldırmamalarına ne kadar sinirlensem de bu olayların olmasa bu romanın bir anlamının olmayacağını düşünüyorum.
Roman hiç beklemediğim bir biçimde bitti. Şaşkın bir şekilde kapattım kapağını.Tabi ki sonunun daha farklı olmasını isterdim ama romanın bu şekilde tamda amacına uygun olduğunu düşünüyorum. İlahi bakış açısıyla yazılmış, akıcı bir kitap. Kesinlikle okunması gereken bir kitap.
Merhaba canlar. "SPOİLER" olabileceğini belirterek başlıyorum incelememe.
.
.
.
"Bu romanda iki masal var: Biri sekiz yaşında küçük bir çocuğun diğeri ise çok sevdiği Mümin dedesinin masalı. Dedesinin masalını çoğu kişi bilse de çocuğun masalını kimse bilmiyordu..."
.
.
.
Anakarakter 7-8 yaşlarında, Isık-Göl kıyısında dedesi, ninesi, teyzesi ve onun kocasıyla birlikte yaşayan bir çocuk.
Çocuğun dedesi Mümin, ailesi tarafından bırakılan torununa bakmakta, sonradan evlendiği karısı ve torunuyla birlikte bu tenha göl kenarında, ormanın bakım işleri ile uğraşan damadı Orozkul´a yardım ediyor. Orozkul´un karısı yani çocuğun teyzesi Bekey kısır olduğu için çocuk sahibi olamayan bir kadın. Orozkul evlat sahibi olamamanın hıncını bu zavallı ihtiyar ve onun çocuğu olmayan kızından çıkarıyor. Çok geniş bir hayal dünyasına sahip olan çocuk, dürbünüyle her gün gölde yük ve yolcu taşıyan bir gemiyi izliyor. Gemilerde tayfalık yapan babasının da bu gemide çalıştığını düşünerek, balık olup bu gemiye ulaşmayı, babasına zavallı dedesini, zalim Orozkul´u, yaşadıklarını hayallerini anlatmayı düşlüyor. Dedesinin yanından hiç ayrılmayan çocuk, onun anlattığı masallardan etkileniyor. Bu masallardan biri Boynuzlu Maral Ana destanı.
.
.
.
Hikayemizin sonuna gelecek olursak:
Günlerden bir gün dede sevinçle çocuğa maralların geldiklerini, onları ormanda gördüğünü söylüyor. Çocuğun etekleri zil çalıyor. Tüfek Orozkul´a muhtaç olan Mümin dedenin eline veriliyor ve maral ona vurduruluyor Çocuk bütün bunlar olup biterken evde hasta yatıyor tabi. Dışarı çıktığında insanların sevinçle et paylaştıklarını ve o gün ilk defa dedesinin içki içtiğine şahit oluyor. Etrafa bakınırken öldürülen maralın boynuzunu görünce, üzüntüsünden ne yapacağını bilemiyor. Birden içinde bir balık olup babasına gitme
Cengiz Aytmatov, Kırgız edebiyatının önemli yazarlarındandır.Eserlerinde yaşadığı coğrafyanın tarihi ve kültürel izlerine eserlerinde bol bol yer vermiş.Ve bunu büyük bir ustalıkla yapmıştır.
#kitapyorumu
❀ Cengiz Aymatov ~ Beyaz Gemi ❀
Herkese merhaba
Aymatov ile Toprak Ana kitabı ile tanışıp kalemini çok sevmiştim. Toprak Ana kitabı beni etkilemişti. Beyaz gemi de son kısmı hariç etkilenme olmasada sevdim diyebilirim.
Bazen sıkıldım ama nereye bağlayacağıni merak ettim hep.
❀
Aymatov aslında eleştirmenler tarafından ne anlatmak istediğini anlaşılmadığını dile getirmiş tatlı bir dille son sayfalar da.
O yazdıkça bir tık daha kavradim bende ne anlatmak istediğini.
❀
Toprak Ana kadar olmasa da yine de bir fırsat verebilirizsiniz derim ben
Tavsiye ederim
Sevgiler
Beyaz Gemi, Kırgız yazar Cengiz AYTMATOV’un romanı. Issık Gölü civarında geçen kitapta küçük bir çocuğun gözünden dönemin Sovyet yönetimine eleştirel bir yaklaşım getirilmektedir. Romanın kahramanlarından Mümin Dede gelenekçiliğin temsilcisi iken damadı Orozkul ise yozlaşmanın çarpıcı bir örneğini oluşturur. Kitap Sovyet döneminin sıkıntı, ümit ve beklentilerini yansıtır. Roman, annesi ve babası ayrılınca dedesi tarafından büyütülen bir çocuğun gözünden dünyayı anlatmaktadır. Orozkul orman işçilerinin amiri konumundadır. Aynı zamanda Mümin’in kızı ile evlidir. Çocuğu olmayan Orozkul eşin sürekli dövmektedir. Mümin ise buna seslenememektedir; çünkü Orozkul’un yanında çalışmaktadır. Yaşlı olduğu için bu saatten sonra başka yere gitmeye cesareti yoktur. Dedesinin anlattığı masallarla büyüyen çocuğun hayal dünyası çok zengindir. Dedesinin yaptığı havuzda yüzen çocuk, balık olmayı istemekte ve böylece Issık Gölü’ndeki Beyaz Gemi’ye ve hayalindeki babasına kavuşacağı günü düşlemektedir. Çocuğun okuma çağı gelmiştir ve dedesi ona bir çanta alır. Okula başlayan çocuk çok mutludur. Mesafe uzun olduğu için dedesi onu her gün okula götürmekte ve okuldan almaktadır. Bir gün Orozkul ile dağdan getirdikleri tomruk suda kalınca dedesi torununu almaya gecikir. Orozkul zalim olduğu için Mümin’i bırakmak istemez. Mümin’in verdiği karar romanın sonunu hazırlayan olayların başlangıcı olur.
Masalla gerçeği birleştiren bir eserdir. Geçmişi temsil eden dede ile geleceği temsil eden çocuk arasında dramatik bir ilişki kurarak insan duygu ve düşüncelerine kendine has yorumlar getirilir. Adı eserde hiç geçmeyen çocuğun saf ve temiz dünyasından, hayatın acı ve çıplak gerçeğine uzanan bir roman kurgusu meydana çıkarılır. AYTMATOV’un, edebiyat âleminde geniş akisler uyandıran, uzun yıllar
Beyaz Gemi benim yıllar önce ya lise birde ya da ortaokulda okuduğum bir kitaptı yani üzerinden en az 7 sene geçmiş ancak hissettirdiği duygular içimde yer etmişti. Kitabın ana karakteri bir çocuk adı yok bu çocuğun çünkü çocuk çocuktur saf iyiliği, temizliği simgeler. Annesi ve babası tarafından terkedilmiş çevresindekiler tarafından hor görülen, aşağılanan bu çocuğu dedesi Mümin korur kollar ona Maral Ana efsanesini anlatarak büyütür.
Kitap boyunca çocuğun gözünden yetişkinlerin dünyasının karmaşıklığını, çıkar ilişkilerini, doğayı ve doğa insan ilişkisini okuyoruz. Çocuğun dürbününde gördüğü o Beyaz Gemi aslında huzurun, mutluluğun simgesi ona ulaştığında bunlara ulaşacağını düşünüyor. Ancak kitabın sonu çok trajik çünkü ona Maral Ana efsanesi anlatan dedesi korkusunun esiri olup o Maralı avlıyor. Çocuğun bu olayı duyduğundaki hissettiği duygular aslında bizi temsil ediyor. Bizim inandığımız şeylerin çıkar için yıkılması, yok sayılması, kötüye kullanılması aslında. Sonu sadece burada bitmiyor çok fazla anlatmak istemiyorum o kısmı okumak isteyenler için spoiler olur. Okumak isteyenlere önerimdir akıcı bir kitap
Beyaz gemi, küçük bir çocuk özlemidir artık benim için.
Her ne kadar yazıldığı zamandan gizliden gizliye etkisini gösterse de, bir kez daha gösteriyor ki dünya çocuklara uygun bir yer değil. Onların saflıklarını, berraklıklarını yetişen çocuklar bulandırıyor.
Özleyeceğim seni küçük çocuk. Bir yerlerde karşıma çıkarsan, bakışından tanırım seni.
Yazarın
okuduğum ilk kitabı , yeteri kadar güzel bir dille anlatılmış ve akıcı anlatımı olan bir kitaptı . İyi ve kötüyü örneklerle çok kez açıklamış ancak beklediğimiz sona varamadık bu kitapta , biraz da gerçekçi olalım ;şunun da farkındayız ki bu bir masal kitabı değil ve burası da gerçekten iyilerin kazandığı bir dünya değil , yazar bu romanı bütün gerçekçiliğiyle hayattan net kesitler vererek anlatmış .. başarılı bir kitap
Beyaz GemiCengiz Aytmatov · Ötüken · 201487,5bin okunma
Bir Efsaneye Tutunan Çocuğun Hikâyesi
Aytmatov’un hangi eserini okursam okuyayım, her seferinde büyük bir kültürel şölene tanık oluyorum. Onun metinlerinde yalnızca bir olay örgüsü yoktur; insanın, toplumun, inancın, hafızanın ve kültürün iç içe geçtiği derin bir dünya vardır.
Ben bir romana hiçbir zaman sadece “ne anlatıyor?” sorusuyla bakmam. Hangi ülkeye, hangi döneme, hangi toplumsal şartlara ait olduğunu da düşünerek okurum. Çünkü ancak o zaman eserdeki metaforları, sembolleri ve sessizce söylenenleri daha iyi kavrayabiliyorum.
Beyaz Gemi’de, annesi ve babası tarafından terk edilmiş, dedesiyle yaşayan yedi yaşındaki isimsiz bir çocuğun hayatına tanık oluyoruz. Bu çocuğun iki hikâyesi var: Biri dedesinin ona anlattığı efsane, diğeri ise kendi kırılgan hayatı… Ne acıdır ki ikisi de zamanla yok olup gidiyor.
Romanın geçtiği dönemde Kırgızlar, Sovyet yönetimi altında yaşıyordu. Totaliter sistemlerin baskısı altındaki toplumlarda yazarlar çoğu zaman sözlerini doğrudan söylemek yerine sembollerle, efsanelerle ve metaforlarla anlatırlar. Bu, bir bakıma yazarın elbiseyi dikmesi, okuyucunun ise onu kendi anlam dünyasına göre giydirmesidir. Böylece kalem, baskının içinde bile kendine bir özgürlük alanı açar.
Aytmatov’un şimdiye kadar okuduğum eserlerinde hep bu dokuyu buldum: köklerinden koparılmak istenen insanı, unutulmaya direnen kültürü, iyilikle kötülüğün iç içe geçtiği sert bir hayatı…
Beyaz Gemi de benim için yalnızca bir çocuğun hikâyesi değil; bir efsaneye, bir umuda ve temiz kalabilme ihtimaline tutunma çabasıydı.
Siz kitabı nasıl buldunuz?
Ben çok sevdim. Tavsiyemdir…
Beyaz GemiCengiz Aytmatov · Ötüken · 201487,5bin okunma
Romanın sonununu hiç böyle beklememiştim. Su an ki ruh halimi özetleyen bir cümle "Çok tuhaftı anlayamadım ama içim paramparça olmuştu " Kesinlikle okunması gereken bir kitap.
Beyaz GemiCengiz Aytmatov · Ötüken · 201487,5bin okunma
Cengiz Aytmatov, (Kırgızca: Чыңгыз Айтматов (Çıňğız Aytmatov), Rusça: Чингиз Торекулович Айтматов) (d. 12 Aralık 1928, Kırgızistan - ö. 10 Haziran 2008, Almanya).
Ünlü Kırgız Türkü edebiyatçı, gazeteci, çevirmen ve siyasetçi. 12 Aralık 1928 tarihinde Kuzeybatı Kırgızistan'daki Talas eyaletinin Şeker köyünde doğdu. Babası Torekul Aytmatov, Sovyet Kırgızistanı'nda seçkin devlet adamı idi, ancak 1937'de tutuklandı ve 1938'de kurşuna dizildi. Tatar kızı olan annesi Nagima Hamziyevna Abdulvaliyeva tiyatro aktrisiydi. Adı, Cengiz Han'dan esinlenerek konulmuştur.
Gençliği sıkıntılı bir döneme denk gelmişti. O dönemde zaten yeni yerleşmeye başlayan siyasî sistemle, bir de savaşla mücadele etmek zorundaydı. Çok genç yaşta çalışmaya başladı; çünkü II. Dünya Savaşının SSCB üzerindeki etkileri gençleri de etkiliyordu, yetişkinler savaşta olduklarından, gençlere büyük iş düşüyordu. On dört yaşında köyündeki sekreterliğe girdi. Burada tarım makinelerinin sayımı, vergi tahsildarlığı gibi işlerde çalıştı. Köyünden, Kazakistan'a giderek Cambul Veterinerlik Teknik Okulu'nda okudu. Daha sonra şimdiki Kırgızistan'ın başkenti olan Bişkek'e giderek burada Frunze Tarım Enstitüsü'nde öğrenimine devam etti. Ardından Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsü'ne geçti ve 1956 ile 1958 yılları arasında Moskova'da okudu. Yazmaya bu yıllarda Pravda gazetesinde başladı. Yazdığı eserleriyle üne kavuştu ve 1957 yılında Sovyet Yazarlar Birliği'ne üye kabul edildi. 1963'te Lenin Ödülü'nü aldı. Eserleri yüz elliyi aşkın dile tercüme edildi. 1990-1994 yıllarında Sovyetler Birliği'ni ve Rusya Federasyonu'nu, sonra ise 2008 yılına kadar Kırgızistan Cumhuriyeti'ni büyükelçi olarak temsil etti.
Aytmatov, Gün Olur Asra Bedel romanının film çekimleri için gittiği Rusya'nın Tataristan Cumhuriyeti'nin başkenti Kazan'da 16 Mayıs 2008'de rahatsızlandı ve böbrek yetmezliği teşhisiyle tedavi için Almanya'ya getirildi. Almanya'nın Nürnberg kentindeki Klinikum Nord'da tedavi gören Cengiz Aytmatov, komaya girdi.10 Haziran 2008 tarihinde Nürnberg'de hayatını yitirdi.