İnsan sevince birden zekası yumuşuyor, çocuklaşıyor. Normalde gülmeyeceği esprilere gülmeye, dinlemeyeceği müzikleri dinlemeye başlıyor. O iki kişi dinleyenlerde budala oldukları hissini yaratan, saçma sapan ve genellikle gülünç bir, iki kişilik dil icat ediyorlar.
Ve yarım olan hiçbir şeye de tahammülüm yok; yarım akla, yarım inanca, yarı hakikate. Gibi olan hiçbir şeye tahammülüm yok benim, teslimiyet gibi görünen tanrı kompleksine, inanç gibi görünen histeriye, kentli gibi görünen kasabalılığa, yarım olan hiçbir şeye. Çünkü bir şeyin yarımı tamından ya da hiç olmamasından her zaman daha fena ve tehlikeli. Her şeyin yarımından korkacaksın. Yarım adalet, yarı cahil ve sair. Bunun gibilere tahammülüm yok, yarım olan hiçbir şeye; bir de inananların şu teslimiyet kisvesine bürünmüş kibrine. Her şeyin yarımından korkacaksın her şeyin. Hakikat, gerçek, akıllı, akılsız bunlarla ne yapacağını bilirsin ya da bir yol bulmayı deneyebilirsin. Ama yarım oldu mu fena.
Ben kendi varlığımı her gün sırtımda ziftten bir haç gibi gittiğim her yere taşıyorum, ben her şeyi bir tür ağırlık gibi yaşıyorum, ben birini ya da bir şeyi ancak devasa bir yük gibi anlıyorum. Bir kalksam ayağa, bir dikilsem, bir doğrulsam, bir kendime gelsem, kendim denen şey neresidir onu bir bilsem işte o zaman ben de muhakkak ki dik durup dünyaya esneyeceğim, genişleyeceğim, hafifleyeceğim.