“Bir kadın düşünün… Adı Hannah.”
Sıradan bir hayatı vardı ama tek bir kararıyla toplumun damgaladığı bir varlığa dönüştü. Kürtaj yaptığı için teni kırmızıya boyandı. Çünkü burada suçlar silinmiyor, tenine işleniyor.
“Uyandığında”, sadece bir kadının değil, bir sistemin utançlarını gözümüze sokan bir roman. Hannah, ne ailesi tarafından korunuyor ne arkadaşları tarafından. Çünkü artık o, sadece bir insan değil; bir “uyarı” levhası. Nereye gitse derisiyle yargılanıyor, geçmişiyle cezalandırılıyor.
Merkez’de — bir tür ıslah evi — yalnız kalmıyor ama. Yanında Kayla var. Belki de hikâyenin en sessiz ama en güçlü bağı o dostlukta gizli. Birlikte yaşama tutunmaya çalışırken, Hannah’ın mesleği olan terzilik, sadece dikiş dikmek değil; hayatı ilmek ilmek yeniden örmek anlamına dönüşüyor.
Bu kitap beni rahatsız etti. Ama olması gerektiği gibi bir rahatsızlıktı bu. “Uyandığında” sadece bir distopya değil; günümüzdeki sessiz cezalandırma biçimlerine, kadın bedenine yönelik tahakküme ve görünmeyen yaralara tutulan keskin bir aynaydı.
Kırmızıya boyanmış bir tenin altındaki insanı görebilmek…
İşte uyanmak tam da bu.