Bir insan bir kitabı ancak bu kadar tereddütle alabilirdi ve de memnun kalabilirdi. Şunu bir kere daha anladım ki, benim en sevdiğim Türk yazar Zülfü Livaneliymiş. Dili bu kadar akıcı, kelimeleri bu kadar yalın kullanarak yüreğe dokunmak çok zor bence. Daha başka yazarlarla tanışır mıyım bilmiyorum ama bu yazar hep bir başka olacak. İlk defa bir kitap bitmesin istedim, ilk defa başka hiçbir kitabı okumak istemedim. Leyla Bosnalı, benim okuduğum en zarif kadın karakterdi. İnsan zihninde tasvirlerken bile onun o ince kırgınlığını, hüznünü adeta bir fotoğraf gibi mıhlıyor. Kendisi hayali bir karakter olmasaydı ve keşke tanışabilseydim, diye çok söylendim. Serenad, Kardeşimin Hikayesi, Elia ile Yolculuk kitaplarını da okudum ama favorim kesinlikle bu oldu. Neden bilmiyorum ama değişeceğini de sanmıyorum. Zülfü Livaneli hep yazsın, biz de okuyalım... Zülfü Livaneli
Leyla'nın EviZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 201735,4bin okunma
“Sesim güzel olsa senin adına türküler yakardım, ellerim çamur tutsa toprağa şeklini verirdim, yüzün gözümün önüne geldiğinde parmağımı oynatabilsem portreni yapar, dokuma bilsem adını dokurdum Muazzez.”
Bu kitaba 9 puan vermek haddime mi bilmiyorum fakat tabii ki de kitap harikaydı. Sadece bazı sorular iki kez sorulmuş gibiydi. Onun dışında insan İlber Ortaylı’yı tanıyınca ne kadar boş bir hayat yaşadığını fark ediyor. Ayrıca İlber Hoca’nın önerdiği yerlere göre bir gezi planı çıkarılabilir. Ayrıca Yenal Bilgici’nin sorduğu sorulardan bilgi birikiminin ve kültürünün kalitesi çok net anlaşılabiliyor. Soru ve cevaplar çok netti, kısaydı. Su gibi aktı. Bu tarz kitaplar okumayı pek sevmem ama İlber Hoca’nın akademik kariyeri ve hayatı kadar kaliteli bir kitap olduğunu, sıradan bir okur olarak bile söyleyebilirim. İyi ki tereddütsüz bir şekilde almışım ve okumuşum.