Şeriat der ki: "Seninki senin, benimki benim."
Tarikat der ki: "Seninki senin, benimki de senin." Marifet der ki: "Ne be nimki var ne seninki."
Hakikat der ki: "Ne sen varsın, ne ben."
Kendilerini Allah Aşkı'nda yok edeceklerine, nefisleri ile cihada girişeceklerine o mutaassıplar habire başkalarıyla dövüşüp, nesilden nesile, dalga dalga korku saçarlar. Eğer insanın taktığı gözlüğün camlarına olumsuzluk sinmişse, tabii ki olumsuzluk görür baktığı her yerde. Ne vakit bir yerde deprem, kuraklık ya da başka bir felaket olsa, Allah'ın gazabının alámeti sayarlar. Halbuki apaçık dememiş mi, "Rahmetim gazabımı geçer" diye? Buna rağmen bekler dururlar Hakk'ın onlar için öç almasını isterler. Hayatları bitmek bilmez bir hamaset ve husumetle doludur, sevgisizlikleri üzerlerini örten bir kara buluttur.
Ağaçlara takılıp ormanı gözden yitirme. Tek tek şu ayete, bu ayete takılma. Parçaları bütünun ışığında okumak gerekir. Ve bütün, özde gizlidir.
Mukaddes Kuran'ın özünü ve bütününü kucaklamak yerine, bağnazlar belli başlı bir iki ayete kafayı takar, çatışman zihinlerine yakın buldukları emirlere öncelik verirler. Herkese durmadan nutuk atarlar: "Mahşer günü geldiğinde kıldan ince, kılıçtan keskince Sırat Köprüsü'nden geçmeye mecbur kalacağız. Köprüyü geçemeyen günahkarlar alttaki cehennem çukurlarına duşüp zebaniler elinde ilelebet azap çekecek. Faziletli yaşam sürenlerse köprünün öbür ucuna var hurmalarla, hurilerle mükafatlandırılacaklar.. Ya cehennemden korkar, ya cennette ödül beklerler. Oysa aslolan Allah aşkıdır. Onu unuturlar!