"İnsan, bütün temel hakikatlere ve erdemlere sahip bile olsa, kalbinin bunları tasdiki olmadan huzura ve mutluluğa erişemez. Çünkü bir insanın kendini gerçekleştirmesi ancak kalbi sayesinde mümkündür."
"Ne derdi olacak ki bu adamın?"
Bak gelmiş altmış yaşına, çoluğu çocuğu evlendirmiş, emekli olmuş, evinde oturuyor. Sağlığı yerinde. Derdi olamaz.
Gencecik, hayata yeni başlamış, yirmilerinde daha, ne gördü ki bu dünyada, ne derdi olacak?
Yeni evliler. Mutlular. Bugün kazandıklarını bugün yiyorlar. Yarın gibi bir dertleri yok. Geziyorlar. Her şey güllük gülistanlık. Derdin ne olduğunu nereden bilecekler?
Zenginin zengin diye derdi olamaz. Fakirin fakir diye. Gencin genç diye. Yaşlının yaşlı diye. Kime hak lan bu dert dediğiniz şey? Niye sormuyor kimse birbirine derdini? Niye dinlemiyor? Her sabah gördüğüm, daha yolun başında dediğim gencecik oğlan, askerden yeni gelmiş dediğim Selami'nin annesini vurmuş babası sokak ortasında. Bu çocuk niye bu sırla yaşıyor, bu dertle kavruluyor senelerdir. Ulan yaşamak ayrı dert, yaşadığını anlatamamak ayrı dert. Anlatsan, seni anlayacakları bile şüpheli. Sadece bu yetmez mi insana?
" Yalansızız artık. Hâlâ birkaç sırrımız var. Ama yalansızız. Onlar da olmasın, ne kaldıysa içimizde söylemediğimiz her şeyi söyleyelim istedim. Yoldaydık. Nereye gittiğimizi bilmeden, öyle arabayla geziyorduk. Samime Sanay'ı açmıştım. Söyleme Bilmesinler'i...
Yüzümüzde bir tebessümle, sevemediğimiz dünyayı severek izliyorduk bir yandan.
"Nurten" dedim. "Sana bir şey daha söyleyeceğim."
Elimi sıktı Nurten. Sanki bütün gücüyle sıktı. Başparma- ğıyla okşayarak sıktı. Bir annenin çocuğunu susturuşu gibi tuttu elimi.
Şarkı devam ediyordu.
"Yeter bildiklerimiz be Ethem" dedi. "Çok bilmek de iyi değil. Söyleme bilmeyeyim..."