"Çünkü ne yoksulluk, ne alçalma, kısacası tanrı ile şeytanın elbirliğiyle üzerimize yığabileceği hiçbir şey bizi ayıramayacakken, bunu 𝘴𝘦𝘯 kendi isteğinle yaptın. Senin kalbini ben kırmadım, onu sen kırdın; kendininkini kırarken benimkini de kırdın..."
Ben o adamı severim ki; ruhunu harcar, teşekkür beklemez ve hiçbir şey geri vermez. Çünkü o, daima armağan verir ve kendisini korumak istemez.
Ben o adamı severim ki; zar kendi lehine düştüğü zaman utanır ve sorar:"Ben bir hilekar mıyım?" Çünkü o harcanmak ister.
Ben o adamı severim ki; ruhu dolup taşmıştır, öyle ki kendisini unutmuştur ve her şey onun içindedir. Böylece her şey ona ölüm getirir.
Ben o adamı severim ki; ruhu ve kalbi özgürdür. Böylece kafası yalnız kalbinin kabıdır, ama kalbi onu yok olmaya sürükler.
Size yalvarıyorum kardeşlerim. Dünyaya, yaşama sadık kalın ve öbür dünya ümitlerinden bahsedenlere kanmayın. Bunlar bilerek veya bilmeyerek zehir saçanlardır. Bunlar, yaşamı aşağı görenlerdir. Ölüm halinde olanlardır ve kendileri zehirlenmişlerdir. Yaşam bunlardan usanmıştır. Bırakın gitsinler. Bir zamanlar tanrıya isyan en büyük günahtı. Fakat tanrı öldü ve onunla birlikte bu günahlar da öldü Şimdi en korkunç şey yaşama karşı günah işlemek ve bilinmesi mümkün olmayanı yaşamın amacından üstün tutmaktır. Bir zamanlar ruh, bedeni aşağılardı ve o zaman bu küçümseme büyük bir beceriydi. Ruh bedeni cılız çirkin ve aç görmek isterdi ve böylece bedenden ve yaşamdan sıyrılmak isterdi.
Ah bu ruhun kendisi cılızdı, çirkindi ve açtı; işkence de bu ruhun şehvetiydi